Hüseyin Asar
Hüseyin Asar

CHP Türkiye’nin kurtuluşudur

Yayınlanma: 15 Haziran 2026
Türkiye’nin kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi hareket değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in temel siyasal hafızasını taşıyan bir kurumdur. Bu nedenle bugün yaşanan tartışmalar, yalnızca bir partinin iç meselesi olarak değil, Türkiye’nin demokrasi arayışı açısından da değerlendirilmelidir. Son dönemde yaşanan “Mutlak Butlan” tartışmaları sonrasında birçok insanın “CHP düzelirse Türkiye düzelir” düşüncesini daha yüksek sesle dile getirmesinin temel nedeni de budur. 

1950’den bu yana Türkiye’de ağırlıklı olarak sağ siyasal geleneklerin iktidarda olduğu bir dönem yaşandı. Özellikle 12 Eylül Darbesi sonrasında şekillenen siyasal ve ekonomik düzen; toplumun sosyal yapısını, eğitim anlayışını, hukuk sistemini ve ekonomik dengelerini derinden etkiledi. Kenan Evren döneminden başlayarak, devamındaki neoliberal dönüşüm süreçleri ve sonraki iktidarlar boyunca toplumun değer ekseninde ciddi kırılmalar yaşandığı görülüyor. Ekonomik daralma, alım gücünün düşmesi, eğitim ve hukuk alanlarında hissedilen gerileme, toplumun geniş kesimlerinde gelecek kaygısını artırdı.

Ancak bütün bu süreçte CHP’nin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranmak da gerçekçi değildir. Toplumdaki sorunları gören, bilen ve uzun yıllardır muhalefet görevini sürdüren bir partinin; etkili çözüm üretmekte, güçlü kadrolar oluşturmakta ve umut veren bir siyasal dil kurmakta zaman zaman yetersiz kaldığı yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Tüm örgütte görülen yönetim zafiyeti ülkenin geleceğini de olumsuz etkilemektedir.

Parti tabanında en çok dile getirilen rahatsızlıklardan biri ise liyakat meselesidir. Yıllarca emek veren, sokak sokak çalışan, örgüt içinde mücadele eden insanların yeterince karşılık bulamadığı; buna karşılık eş-dost ilişkilerinin, kişisel yakınlıkların ve dar kadro anlayışının etkili olduğu yönündeki algı giderek büyümüştür. Bu durum yalnızca kırgınlık yaratmıyor; aynı zamanda parti tabanı ile yönetim arasındaki güven ilişkisini de zedeliyor. Üstelik, eleştiri getirenlerin ve farklı fikirleri ortaya atanların ihraç ile cezalandırılması demokratik olduğunu söyleyen bir parti için utanç kaynağıdır.

Özellikle aday belirleme süreçlerinde ön seçim mekanizmasının geri plana itilmesi, örgüt seçimlerinde blok liste yöntemlerinin tercih edilmesi ve belirli yapıların parti üzerinde etkisini artırması; örgüt ile genel merkez arasındaki bağı zayıflatan temel unsurlar arasında görülüyor. Tabanın “Biz başka düşünüyoruz, yönetim başka karar alıyor” hissine kapılması, parti içerisinde aidiyet duygusunu aşındırmakta güven duygusunu zedelemektedir.

Bugün Türkiye’nin hemen her ilinde ve ilçesinde, yıllarca emek verdiği halde hakkını alamadığını düşünen çok sayıda CHP üyesi bulunuyor. Bu insanlar yalnızca küsmüyor; aynı zamanda sandık davranışlarını da değiştiriyor. Böylece mesele, parti içi bir tartışmanın ötesine geçerek doğrudan seçim sonuçlarını etkileyen siyasal bir probleme dönüşüyor. Böylece çok yakın olarak görülen iktidar giderek uzaklaşıyor.

Oysa çözüm sanıldığı kadar uzak değildir. CHP’nin, kişilere bağlı bir yapı yerine kurallara bağlı kurumsal bir anlayışı güçlendirmesi gerekiyor. Kararların tek merkezden değil ortak akılla alındığı; liyakatin esas kabul edildiği; emeğin karşılık bulduğu; üyelerin yalnızca seçim zamanı değil, karar süreçlerinde de aktif olduğu demokratik bir yapı oluşturulmalıdır.

Gerçek anlamda işleyen ön seçim mekanizmaları, şeffaf örgüt yapıları ve parti tüzüğünün eksiksiz uygulanması; yalnızca parti içi demokrasiyi güçlendirmez, aynı zamanda toplum nezdindeki güveni de yeniden inşa eder. Çünkü bir siyasi partinin gücü sadece seçim kazanma kapasitesinden değil; kendi içinde adaletli, şeffaf ve katılımcı bir düzen kurabilmesinden gelir.

CHP’nin ayrıca kurumsal iletişim kapasitesini artırması da hayati önem taşımaktadır. Sosyal medya, yerel basın, halk toplantıları ve alternatif iletişim ağları üzerinden halka doğrudan ulaşan, sürekli çalışan bir siyasal iletişim modeli kurulmalıdır. Sadece seçim dönemlerinde değil, her zaman sahada olan bir örgüt yapısı oluşturulmadan toplumsal karşılık üretmek kolay değildir.

Parti içerisindeki değişim taleplerinin bastırılması yerine demokratik zeminde değerlendirilmesi, farklı görüşlerin ortak bir siyasal kültürde buluşabilmesi gerekir. Uzlaşı kültürü; teslimiyet değil, demokratik siyasetin güçlenmesi için stratejik bir olgunluk göstergesidir. Ancak bu süreç yürütülürken partinin temel ilkelerinden, laik Cumhuriyet anlayışından ve parti tüzüğünden taviz verilmemesi de büyük önem taşır.

Sonuç olarak CHP’nin önündeki temel mesele yalnızca iktidar olmak değil; önce kendi içinde güven veren, kurumsallaşmış ve demokratik bir yapı kurabilmektir. Eğer taban ile yönetim arasındaki bağ yeniden güçlenir, liyakat duygusu yeniden tesis edilir ve parti tüzüğü eksiksiz işletilirse; yalnızca CHP değil, Türkiye’de demokrasi kültürü de önemli bir kazanım elde edecektir.

“Halktan kopan siyaset, hakikatten de kopar.” (Bülent Ecevit)

Yorum Yazın