Hüseyin Asar
Hüseyin Asar

Ortadoğu Yanıyor

Yayınlanma: 19 Mart 2026

Eski çağlardan beri Ortadoğu coğrafyasında savaşlar hiç eksik olmamıştır. 1916 yılında başlayan Arap isyanı sonrasında bölgedeki kan ve gözyaşı hiç bitmemiştir. Arap İsyanı Osmanlı için bölgede tam bir yıkım olmuştur. 1948 sonrasından günümüze kadar olanlar ise adeta planlı ve programlı katliama dönüştü. 
Emperyalist dünya düzeni içinde İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında tırmanan çatışma, Orta Doğu'daki stratejik durumu ve buna bağlı olarak küresel sistemi temelden etkiledi. Gelişen olaylar ülkemizi girdap gibi içine çekmeye çalıştı. Türkiye için bu çatışma ortamı, sadece bölgesel bir mesele değil, aynı zamanda sınır güvenliğinden ekonomik istikrara, göç yönetimine kadar dış politikasının neredeyse her alanını etkileyen çok boyutlu bir ortam yarattı.


İsrail ve ABD ile İran arasındaki krizinin en dikkat çekici yönü, Türkiye'nin diplomatik görüşmeleri öne çıkarma çabasıdır.
NATO üyesi olan Türkiye'de çok taraflı bir görüşme sürecini başlatmak istemesi, İran'ın gelecek projeksiyonuna pek uymadı. Konu ile ilgili görüşmeler bir süre Umman’da devam etti.
Görüşmeler öncelikle nükleer meseleye odaklanınca İran'a karşı olası askeri harekatın önündeki diplomatik engelleri azaldı.
Bu ortamda Türkiye, İran'a baskı uygulamak için askeri bir harekâta katılmadı veya Tahran'la siyasi olarak ittifak kurmadı. Bunun yerine, diplomatik ilişkilere ve potansiyel kriz senaryolarına yönelik iç hazırlıklara odaklanan bir duruş sergiledi. 

Türkiye, İran'a karşı askeri operasyonlar için topraklarının veya hava sahasının kullanılmasına izin vermeyi reddetti, ayrıca oradan gelebilecek tehditlere karşı savunma çabalarını NATO ile birlikte koordine etti.  Bu arada Rusya’dan alınan S500 savunma sistemlerinin kullanılamaması ironik bir durum oluşturdu. Tüm NATO üyelerinin sahip olduğu Patriot füzelerine sahip olmayışımız ise acı bir durum olarak ortaya çıktı.
Türkiye açısından oluşabilecek en tehlikeli senaryo, yıllarca sürebilecek çatışmalarla zaten zayıflamış bir bölgenin daha da istikrarsız duruma sokacak olan İran devletinin iç savaş ile çökmesidir. İç savaş büyük bir göç dalgasını tetikleyebilir, kaybolan sınır güvenliği ülkemizi ateşin içine çekebilir.

Aslında son yirmi yılda Türkiye ve İran, Orta Doğu'nun en etkili bölgesel güçlerinden ikisi olarak öne çıkmıştı. Suriye'deki iç savaşta Türkiye ve İran karşıt tarafları desteklemişti. İran, Esad rejimini korumak istedi, Türkiye ise muhalif grupları destekledi ve hem Kürt milisleriyle mücadele etmek, hem de komşu ülkede savaş sonrası siyasi düzeni şekillendirmek amacıyla Kuzey Suriye'de çok sayıda askeri operasyon gerçekleştirdi.
Irak'ta da iki ülke, değişik yollardan nüfuz mücadelesine girdi. 2003'te ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra İran, Irak Şii milisleri ve siyasi partileriyle yakın ilişkiler kurdu. Bu sırada Türkiye, kuzey Irak'taki ekonomik varlığını genişletirken, bölgedeki PKK üslerine karşı askeri operasyonlar yürüttü. Ancak, tüm bunlara rağmen Ankara ve Tahran yıllarca doğrudan çatışmadan sürekli olarak kaçındı. Bu karşılıklı rekabetin, her iki ülkenin de bölgesel istikrarından fayda sağlamayı amacı taşıdığını görüyoruz.

Savaş halklara sadece kan ve gözyaşı getirmektedir. Savaş ortamından tek kazanan, silah üreten emperyalistler olmuştur. Trump'ın, İran’a saldırmak için hava koridoru talebine Türkiye’nin hayır demesi, ABD askerî uçaklarına hava sahasını tamamen kapatması, Tahran'a karşı herhangi bir koalisyonda yer almaması Türk halkı için olumludur. Ancak bu durum ABD, Avrupa ve Körfez ülkeleri tarafından hoş karşılanmadı. Hatta ABD Kongresinin Cumhuriyetçi kanadı tepki göstererek bu savaşın NATO'nun en ağır sınavı olduğunu dillendirdiler. En son aşamada ise Trump, NATO’yu kendilerinin finanse ettiğini, NATO ülkelerini korumak için binlerce asker görevlendiklerini, buna karşılık kendilerinin bir yardım görmediğini söyledi.
Savaş sevici ABD ile İsrail, Türkiye ile İran'ı savaştırmadan İran'ın direnme gücünü kıramayacaklarını biliyordu. Türkiye’yi kaos ortamının içine çekmek için arada sırada bir kaç füze yollayıp suçu İran'ın üzerine atsalar da şimdiye kadar başarılı olamadılar. Emperyalist devletlerin oyunu şimdilik tutmamış oldu.

Savaş sevici ABD ve İsrail durur mu? Baktılar olmuyor, Azerbaycan'ı ve Kürtleri işin içine sokarak İran'da kanlı iç savaş çıkarmak istediler. Bu oyuna bazı Avrupa ülkeleri de destek verdi ama, İspanya ile İtalya onlar gibi düşünmedi. Pakistan, Almanya, Kuzey Kore, Çin ve Rusya da savaşın yayılmaması için emek verdiler. Irak ve Suriye’de ABD oyunlarına inanan Kürtler şimdilik kendilerini ateşe atmadılar.
Bugün itibarıyla savaşın 20. günü. Bir kaç saatte İran’a diz çöktüreceğini sanan ABD, İsrail ve işbirlikçileri yanıldılar. Binlerce yıllık kadim İran Kültürü direncini gösterdi. Savaşın en acı tarafı ABD füzeleriyle vurulan okulda yüzlerce çocuğun ölmesiydi. Hızını alamayan İsrail, Lübnan topraklarına girerek insanları bombalara boğdu. Burada gerçekleşen yıkım Gazze’nin devamı gibi oluyor.

Sadece İran değil; İsrail, Lübnan, Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve uzaktaki ABD. Yangının ortasında kalmış durumda. Ardı arkasına vurulan petrol tesislerine doğalgaz tesisleri de eklendi ve yenileri eklenecek gibi görünüyor. Hürmüz Boğazı geriliminde önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmeler savaşı başka bir boyuta taşıyabilir. Bu anlamsız savaş yüzünden ABD dünya ekonomisindeki liderliğini kaybedebilir. Tıpkı Süveyş Kanalı olayından sonra İngiltere’nin kaybettiği gibi.
ABD burada istediğini alırsa dünyanın başka yerlerine de çökmek isteyecektir. Zaten Trump bunu göreve geldiği günden bu yana dillendiriyor. Ama süreç alamayacağını işaret ediyor. Dün yaşananlar Trump için sonun başlangıcını işaret ediyor. 
“Barış, sadece çatışmanın yokluğu değil; insanların birlikte gelişmesidir.” (Spinoza)

Yorum Yazın