Hüseyin Asar
Hüseyin Asar

Direkte Tüneyen Kaplumbağa

Yayınlanma: 23 Nisan 2026
Siyasette başarı uğruna nelerin “Mübah” sayıldığını görmek artık şaşırtmıyor. İktidar denilen o baş döndürücü güç, çoğu zaman insanı dönüştürüyor; kimi zaman da zehirliyor. Güce erişenlerin bir kısmı, o gücü kaybetmemek için akıl almaz yöntemlere başvuruyor. Algı yönetimi, gerçeğin önüne geçiyor; gerçek, çoğu zaman ustaca kurgulanmış bir hikayenin gölgesinde kalıyor.
Bu alanda adı sıkça anılan Joseph Goebbels bugün yaşasaydı, muhtemelen modern siyaset sahnesindeki algı operasyonlarını hayretle izler, belki de takdir etmek zorunda kalırdı. Çünkü artık gerçeklik değil, algı kazanıyor.

Zaman zaman geçmişe dönüp eski haberleri, köşe yazılarını okuruz. Amaç, dün ile bugün arasındaki değişimi görmek. Ve çoğu zaman gördüğümüz şey değişimden çok dönüşümdür.
Geçtiğimiz günlerde Kuşadası’nda internette gezinirken bir araştırma dikkatimizi çekti. ORC Araştırma tarafından yapılan bir anket ve bu anketin analizi ilginçti. Şirketin sahibi Mehmet Pösteki, 2018 seçimlerine dair isabetli tahminleriyle bilinen bir isim olarak, oy kayıplarının nedenlerini açık bir dille ortaya koyuyordu.
5–8 Mayıs 2022 tarihleri arasında 41 ilde, 5.300 kişiyle yapılan yüz yüze anketin sonuçları çarpıcıydı. Ama daha çarpıcı olan, bu sonuçlara dair yapılan yorumdu:
“Strateji üretemeyen, toplumun gerçek sıkıntılarını okuyamayan — ya da okuyup umursamayan —, iftira ve itibarsızlaştırmadan başka siyaseti olmayan, kibirli ve liyakatsiz kadroların eseridir.”
Bu sözler, yalnızca bir analiz değil; aynı zamanda bir teşhistir. Ve bu teşhis, iktidarın korunması adına her yolun denendiğini, liyakat yerine sadakatin esas alındığını açıkça gözler önüne serer.
Şimdi bir hikaye:
Yaşlı bir çiftçi, elindeki kesik nedeniyle doktora gitmişti. Doktor yarayı dikerken sohbet ilerledi, konu siyasete geldi. Çiftçi, bir süre düşündükten sonra şöyle dedi:
“Politikacılar bana hep direkteki kaplumbağayı hatırlatır.”
Doktor şaşkınlıkla sordu:
“Direkteki kaplumbağa mı?”
Çiftçi gülümsedi:
“Eğer bir gün bir direğin tepesinde bir kaplumbağa görürsen, bil ki o oraya kendi başına çıkmamıştır. Oraya ait değildir. Orada olması, yeteneğinin değil; birilerinin onu oraya koymasının sonucudur. Ve insan ister istemez şunu sorar: Onu oraya kim çıkardı?”
“Direkteki kaplumbağa” işte tam da böyle bir mecazdır.
Kendi emeğiyle değil, başkalarının desteğiyle yükselenleri anlatır.
Hak ederek değil, kayırılarak gelenleri anlatır. Yeteneğiyle değil, ilişkileriyle var olanları gösterir.
Kaplumbağa doğası gereği yerde yaşar; ağırdır, yavaştır. Bir direğin tepesine çıkması mümkün değildir. Oradaysa, birileri tarafından oraya konulmuştur.
Bugün, yalnızca siyasette değil; hayatın birçok alanında bu “Direkteki kaplumbağalarla” karşılaşıyoruz. En küçük yetkiden en büyük makamlara kadar… Ve onları oraya getirenleri de görüyoruz.
Eğer bu ülkede gerçekten insanca yaşamak, daha adil ve daha güçlü bir gelecek kurmak istiyorsak, tek bir kavramı rehber edinmek zorundayız: liyakat.
Çünkü liyakat yoksa adalet yoktur.
Adalet yoksa güven yoktur.
Güven yoksa gelecek yoktur.
Ve unutulmamalıdır ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesinin temelidir.”

Yorumlar

  • Umut Yener Köse

    Güzel bir yazı olmuş.Ellerinize sağlık.

Yorum Yazın