Hüseyin Asar
Hüseyin Asar

Vahşi Batı Oluyoruz

Yayınlanma: 15 Nisan 2026

“Vahşi Batı” deyimi, 1800’lü yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nin doğudan batıya doğru genişlemesiyle ortaya çıkan sınır bölgelerini ifade eder. Bu coğrafyalarda hukuk zayıf, düzen kırılgandı; silahların konuştuğu, adaletin çoğu zaman geciktiği bir hayat hüküm sürüyordu. Haydutluk, düellolar ve çatışmalar sıradanlaşmıştı.
Zamanla “Vahşi Batı”, yalnızca bir dönem tanımı olmaktan çıktı; bir kültüre, hatta bir efsaneye dönüştü. Kovboy hikayeleri, bar kavgaları ve tren soygunları özellikle Hollywood yapımlarıyla tüm dünyaya yayıldı. Bu anlatılar, yalnızca eğlence değil; aynı zamanda bir güç ve algı üretiminin aracıydı.


Bugün ise “Vahşi Batı” ifadesi bir mecaz olarak kullanılıyor: Kuralsızlığın, denetimsizliğin ve kaosun egemen olduğu yerleri tanımlamak için.
Ne yazık ki son günlerde yaşananlar, bu mecazın artık bir benzetme olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştüğünü düşündürüyor. Urfa ve Maraş’taki okullarda yaşanan vahşet, eğitim sistemimizin geldiği noktayı acı bir şekilde gözler önüne seriyor. Adana’da okula molotof kokteyli atmaya hazırlanan, Mersin’de silahla yakalanan öğrenciler ve sosyal medya üzerinden şiddet çağrıları yapan gençler… Tüm bunlar, tehlikenin ne denli büyüdüğünü açıkça gösteriyor.

Daha da vahimi, bu olaylara karşı sergilenen sessizliktir. Son dönemde şiddet sonucu hayatını kaybeden öğrenci ve öğretmenler karşısında sessiz kalan yöneticiler, bugün de aynı suskunluğu sürdürüyor. Oysa sessizlik, böylesi bir çürümenin en tehlikeli ortağıdır.
Bu tablo bir günde oluşmadı. Eğitim sisteminin temelleriyle yıllardır oynanmasının, günübirlik politikalarla yön verilmesinin kaçınılmaz sonucudur. Çeyrek asra yaklaşan bu süreçte yapılan her yanlış müdahale, bugünün krizini adım adım hazırladı.

Yıllarını eğitime vermiş bir eğitimci olarak bu gidişata defalarca dikkat çekildi. Daha birkaç ay önce kaleme alınan “Okullarda Şiddet ve Akran Zorbalığı” başlıklı yazımızda, tehlikenin boyutları açıkça ifade edildi. Ancak uyarılar ya duyulmadı ya da duymazdan gelindi.
Bugün gelinen noktada tablo ağırdır. Urfa’da bir lise öğrencisi, elini kolunu sallayarak okula girip pompalı tüfekle katliam yapabiliyor. Basına yansıyan iddialar doğruysa, okul idaresi önceden yapılan uyarılar da dikkate alınmamış. Maraş’ta ise bir ortaokul öğrencisinin, evindeki silahları alarak kontrolsüz şekilde ateş açması, sadece bireysel bir trajedi değil; sistemsel bir çöküşün göstergesidir.

Bir çocuğun bu kadar kolay silaha erişebilmesi, bu silahları kullanabilecek noktaya gelmesi ve hiçbir engelle karşılaşmaması, hepimize şu soruyu sordurmalıdır: Nerede hata yapıldı?
Toplumu dönüştürme iddiasıyla yola çıkanların, bugün öfke ve şiddetle yoğrulmuş bir neslin ortaya çıkışına tanıklık etmesi, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir çelişkidir.
Siyasi temsilcilerden sendikalara, eğitimcilerden basına kadar pek çok kesim bu çürümenin yaklaştığını defalarca dile getirdi. Ancak gerekli önlemler alınmadı. Okullardaki güvenlik sorunları TBMM çatısı altında gündeme getirilmesine rağmen somut adımlar atılmadı, duymamazlıktan gelindi.

Oysa çözüm bellidir. Kaynaklar, tartışmalı projelere değil; okulların güvenliğine, temizliğine ve eğitim kalitesine ayrılmalıdır. Bir zamanlar okullarda görev yapan güvenlik görevlileri artık yok. Buna karşılık sayıları artan bekçilerin, okullarda güvenliği sağlamak için değerlendirilmesi mümkündür.
Bugün en acı gerçek şudur: Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklar ne okulda güvende ne de sokakta. Okulda hayatını kaybeden, sokakta suça sürüklenen bir gençlik varsa, bu durum bireysel değil, sistemsel bir başarısızlıktır.

Kendini çağ atlatmakla öven bir yönetim; sorunları öngöremiyor, toplumsal çözülmeyi analiz edemiyor, çocukların güvenliğini sağlayamıyorsa, bu tablonun sorumluluğunu da üstlenmek zorundadır. Unutulmamalıdır ki her alanda olduğu gibi eğitimde ve güvenlikte de liyakat esastır. Popülist yaklaşımlar ve siyasi sadakat üzerine kurulu sistemler, çürümeyi hızlandırır.

Artık vakit kaybetmeden harekete geçilmelidir. Çünkü mesele yalnızca eğitim değil; doğrudan doğruya geleceğimizdir. Okullar ve sokaklar “Vahşi Batı”ya dönmemelidir.
“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.” (Mustafa Kemal Atatürk)

Yorum Yazın