Bir siyasi partinin gerçek kimliği, günlük siyasi söylemlerinden çok; tüzüğünde ve parti programında ortaya çıkar. Çünkü bir partinin hedeflerini, yönetim anlayışını, devlet tasavvurunu ve gelecek vizyonunu belirleyen temel metinler bunlardır. Bir partinin hangi değerleri savunduğunu anlamak için öncelikle bu belgelere bakmak gerekir.
Ne var ki ülkemizde çoğu zaman bunun tam tersi yaşanıyor. Partilerin kendi yöneticileri ve üyeleri dahi tüzük ve programı okumadan siyasi değerlendirmelerde bulunabiliyor. Güçlü bir hitabetin ve etkili propagandanın, yazılı ilkelerin önüne geçtiği bir siyasal kültür oluşmuş durumda.
Son iki gündür Yeni Parti’nin tüzüğünü ve parti programını ayrıntılı biçimde inceleme fırsatı bulduk. İnceleme sonunda ortaya çıkan tablo, CHP’den ayrılarak Yeni Parti çatısı altında örgütlenen kadroların temel siyasal yaklaşımında köklü bir farklılık bulunmadığı yönünde güçlü bir izlenim oluşturuyor.
Özellikle parti programında yer alan bazı başlıklar, daha önce kamuoyunda tartışılan birçok söylemle önemli benzerlikler taşıyor. Bunların başında Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın eksiksiz uygulanması geliyor. Programda açık biçimde yerel yönetimlerin idari ve mali açıdan güçlendirileceği belirtilirken, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekincesiz uygulanacağı da ifade ediliyor. Bunun yanında kayyum uygulamalarının kaldırılması ve yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi de programın temel vaatleri arasında yer alıyor.
Benzer şekilde programın “Kürt Sorunu ve Kalıcı Çözümü” başlığı altında, “Ana dil haktır. Tüm yurttaşların ana dilini kullanma, geliştirme ve öğrenme hakkı sağlanacaktır.” ifadeleri bulunuyor. Program bütün olarak değerlendirildiğinde, ana dil konusunda daha geniş hakların tanınmasını ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın uygulanmasını savunan bir yaklaşım benimsendiği görülüyor.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın özellikle 10, 42 ve 66. maddeleri vatandaşlık, eğitim dili ve eşitlik ilkeleri bakımından açık hükümler içermektedir. Geçmişte çözüm süreci döneminde ve İmralı görüşmeleri sırasında kamuoyunda tartışılan talepler arasında ana dil, ana dilde eğitim ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na ilişkin çekincelerin kaldırılması gibi başlıklar bulunuyordu. Bugün yeni anayasa tartışmalarında da benzer konular yeniden gündeme geliyor.
Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkıyor. Yeni Parti, CHP yönetimini yeni anayasa tartışmaları nedeniyle eleştirirken; kendi programında yer alan bu düzenlemelerin CHP’nin geçmişte savunduğu politikalardan hangi yönüyle ayrıldığını kamuoyuna açık ve net biçimde ortaya koymalıdır.
Diğer taraftan programın farklı bölümlerinde Atatürkçülük, Altı Ok, ulus devlet, milliyetçilik ve ulusal egemenlik gibi temel kavramlara güçlü vurgu yapılıyor. Ancak aynı metin içerisinde bu vurgular ile yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesini öngören hükümler birlikte değerlendirildiğinde, programın kendi içinde yorumlanması gereken bazı ters gerilimler barındırdığı görülüyor.
Bu nedenle şu soru önem kazanıyor:
Programın temel siyasal modeli Kemalist devlet anlayışıyla tamamen uyumlu mudur, yoksa farklı bir yönelim mi önermektedir? Eğer farklı bir model öneriliyorsa bunun kamuoyuna daha açık ve anlaşılır biçimde ifade edilmesi gerekir. Çünkü aynı metin içerisinde farklı siyasal yaklaşımların birlikte yer alması, seçmen açısından belirsizlik oluşturabilir.
Bir yandan tüzükte Atatürk’ün Altı Ok’u, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik ve Devrimcilik ilkeleri temel referans olarak gösterilirken; diğer yandan programda bunlarla farklı biçimlerde yorumlanabilecek düzenlemelerin bulunması doğal olarak tartışmalara yol açmaktadır.
Bu nedenle şu soru kaçınılmazdır:
Eğer mevcut anayasal düzenin değiştirilmesi konusunda eleştirilen siyasi aktörlerle benzer politikalar öneriliyorsa, Yeni Parti’nin onlardan temel farkı nedir?
Siyasette sağlam bir gelecek, sağlam temeller üzerine inşa edilir. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendiğinde sonraki düğmelerin de yanlış gitmesi kaçınılmazdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, Milli Mücadele’nin ortaya çıkardığı tarihsel tecrübenin ürünüdür. Atatürk’ün belirlediği kuruluş ilkeleri yalnızca geçmişin mirası değil, aynı zamanda devletin temel referans noktalarıdır. Bu nedenle herhangi bir siyasi hareketin, programını oluştururken bu tarihsel zemini açık ve tutarlı biçimde ortaya koyması büyük önem taşır.
Bugün “Bireysel güçlenme”, “Yerel inisiyatif” ve “Özerk yönetim” gibi kavramlar demokratikleşme çerçevesinde tartışılabilir. Ancak bu kavramların sınırları açık biçimde tanımlanmadığında, üniter devlet yapısının ve merkezi idarenin geleceği konusunda farklı yorumların ortaya çıkması da kaçınılmaz olur.
Bu nedenle Yeni Parti’yi desteklemeyi düşünen herkesin, öncelikle parti programını ve tüzüğünü dikkatle incelemesi gerekir. Çünkü siyasi partileri ayakta tutan yalnızca liderleri veya kadroları değildir; onları ayakta tutan esas unsur ilkeleri, programları ve tüzükleridir.
Son olarak şu sorular üzerinde düşünmek gerekiyor:
* CHP’den ayrılarak Yeni Parti’ye yönelenler, gerçekten nasıl bir siyasal programa destek verdiklerini biliyorlar mı?
* Yeni Parti’nin uzun vadeli hedefi ve siyasal rotası nedir?
* Parti programı ile tüzüğü bir bütün olarak okunduğunda nasıl bir yönetim modeli öngörülmektedir?
* Kamuoyunda oluşturulan algı ile yazılı belgelerde yer alan hükümler arasında tam bir uyum var mıdır?
Bir siyasi hareketi değerlendirirken isimlerden ve söylemlerden önce, onun pusulasına bakmak gerekir. O pusula ise parti programı ve tüzüğüdür. Rotanın nereye çıktığını anlamadan yapılan bir yolculuk, heyecan uyandırabilir; ancak sağlıklı bir siyasi tercih için önce yönü, hedefi ve ilkeleri doğru okumak gerekir.
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” (Mustafa Kemal Atatürk)
Yorum Yazın