Hüseyin Asar
Hüseyin Asar

İl ve İlçe Başkanlığının Amacı

Yayınlanma: 08 Temmuz 2026
Siyasi partilerin il ve ilçe örgütleri, partinin sahadaki omurgasını oluşturan temel yapılardır. Bu görevlerin belirli süreler için seçimle elde edilmesi, demokratik siyasetin vazgeçilmez bir gereğidir. Ancak uygulamaya bakıldığında, özellikle taşra örgütlerinde sandığın varlığı her zaman demokratik iradenin tam anlamıyla tecelli ettiği anlamına gelmemektedir. Sandık kurulabilir, oy kullanılabilir; fakat seçmenin özgür iradesi ne ölçüde ortaya çıkabilmektedir, asıl tartışılması gereken konu budur.

Son dönemde gerçekleştirilen ilçe kongrelerine baktığımızda, demokrasinin çoğu zaman vitrine konulduğunu, perde arkasında ise farklı hesapların yapıldığını görüyoruz. Kongre süreçleri, fikirlerin ve projelerin yarıştığı demokratik platformlar olmaktan uzaklaşarak, “Kim kimi işaret etti”, “Hangi grubun desteği alındı” tartışmalarının gölgesinde şekillenmektedir. Seçim olması gereken süreçler, zaman zaman bir güç gösterisine, bir hizaya getirme operasyonuna dönüşmektedir. Siyasetin mutfağında kimin hangi yemeği hazırladığı da, kimin önüne hangi tabağın konulduğu da çoğu zaman herkes tarafından bilinmektedir.

Özellikle CHP örgütlerinde uzun yıllardır etkisini hissettiren belirli güç odaklarından ve bu güçlerden beslenen yapıların varlığından söz edilmektedir. Elbette her siyasi organizasyonda etkili isimler olacaktır. Ancak sorun, etkinin demokratik rekabeti baskılayacak boyuta ulaşması ve örgüt iradesinin belirli çevrelerin yönlendirmesine açık hale gelmesidir. Bu konuda Aydın ve ilçeleri önemli bir örnek oluşturmaktadır. Kukla başkanlar ortalıkta dolaşmaktadırlar.

Bu noktada temel soru şudur: İl ve ilçe başkanlığı bir hizmet makamı mıdır, yoksa daha üst siyasi hedeflere ulaşmak için kullanılan bir sıçrama tahtası mı? Yoksa birilerinin adamı olarak örgütü dizayn etmek mi?

Bugün Türkiye’nin birçok yerinde karşılaştığımız tablo, ne yazık ki ikinci ve üçüncü seçeneklerin giderek güç kazandığını göstermektedir. Siyaset ile ticaret arasındaki çizgi ise giderek silikleşmektedir. Yerel yöneticiler ile iş dünyası arasındaki ilişkiler yoğunlaştıkça, çıkar ilişkilerine yönelik iddialar da artmaktadır. Siyasi rekabet sertleştikçe, taraflar birbirlerini yıpratmak amacıyla bu iddiaları daha yüksek sesle dile getirmektedir. Haklı ya da haksız olsun, ortaya çıkan tablo toplumun siyasete olan güvenini aşındırmaktadır. 
Hele hele butlan ile atanan kayyum başkanlar tam evlere şenlik, çoğunluğu sıkıntılı. Nedense parti tarihinde atanan kayyum başkanların çoğu da sıkıntılı olmuştur.

Örgüt yöneticileri hakkında kamuoyunda dolaşan ciddi iddialar bulunmaktadır. Halkın zihninde oluşan “Siyaset zenginleşme aracıdır” algısı ise her geçen gün daha da güçlenmektedir. Bu algının kalıcı hale gelmesi, yalnızca siyasi partilere değil, demokratik sistemin tamamına zarar verir. Çünkü vatandaşın siyasete olan güveni kaybolduğunda, sandığın itibarı da zedelenir. O noktadan sonra sorun bir il veya ilçe örgütünün sorunu olmaktan çıkar, ülkenin demokratik geleceğini ilgilendiren bir meseleye dönüşür.

Örgütler içerisinde çeşitli yollarla yönetim kademelerine ulaşmış, ancak liyakat bakımından ciddi eksiklikler taşıyan yöneticiler de bulunmaktadır. Bu kişilerin önemli bir kısmı bağımsız karar alma yeteneğinden yoksundur. Birçok konuda kendi iradeleriyle hareket etmek yerine, sürekli olarak başka odaklardan talimat beklerler. Kendi yönetimlerinde yer alan nitelikli insanları desteklemek yerine, onları potansiyel rakip olarak görürler. Bu nedenle ekip çalışmasını teşvik etmek yerine, çevrelerini kontrol altında tutmaya çalışırlar. Bu aşamada şakşakçılar onların en büyük destekçidir.

Liyakat eksikliği çoğu zaman kriz yönetiminde de kendisini göstermektedir. Baskı altında sağlıklı karar veremez, olaylar karşısında duygularını kontrol etmekte zorlanırlar. Zor zamanlarda sorumluluk almak yerine görünmez olmayı tercih eder, sorunlar büyüdüğünde ise çözüm üretmek yerine suçlu aramaya yönelirler. Yönetim anlayışları, sorumluluğu paylaşmak üzerine değil, yetkiyi merkezileştirmek üzerine kuruludur. Yetkiyi devretmekten çekinir, iş yükünü adil şekilde dağıtamaz ve sonuçta hem yönetim verimsizleşir hem de örgüt içi huzursuzluk artar.

Bu tür yöneticilerin bir başka özelliği de farklı kesimlere farklı söylemler geliştirmeleridir. Üst yönetime başka, kendi yönetim kurullarına başka, parti üyelerine ise bambaşka şeyler anlatabilirler. İlkelere dayalı bir siyaset anlayışı yerine, günü kurtarmaya yönelik bir yönetim tarzını benimserler. Karar alırken uzun vadeli hedefleri değil, kısa vadeli dengeleri gözetirler. Bir de etkisinde kaldıkları kişilerin çıkarlarını gözetmekten çekinmezler.

Ekipleri içerisinde güven ortamı oluşturmak yerine korku ve çekince üzerine kurulu bir düzen yaratmaya çalışırlar. Açık iletişimden kaçınır, belirsizliği bir yönetim aracı olarak kullanırlar. Kendi özel sorunlarını örgütsel meselelerin önüne koyabilir, kriz anlarında panikleyerek mevcut sorunları daha da büyütebilirler. Sonuç olarak örgütler, çözüm üreten değil sorun biriktiren yapılara dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır.

Daha da önemlisi, bu kişilerin önemli bir bölümü siyaseti topluma hizmet etmek için değil, kendi kişisel hedeflerine ulaşmak için bir araç olarak görmektedir. Parti ideallerini hayata geçirmekten çok, kendi siyasi kariyerlerini inşa etmeye odaklanmaktadırlar. Bir sonraki makama ulaşmak için her yolu meşru gören anlayış, örgüt kültürünü zedelemekte ve parti içi dayanışmayı yok etmektedir. Önlerine çıkan küçük ya da büyük engelleri aşmak için her yöntemi kullanabileceklerini düşünen bu anlayış, siyasetin etik değerleriyle bağdaşmamaktadır.

Bu nedenle başta CHP olmak üzere tüm siyasi partilerin, liyakati esas alan bir örgütlenme anlayışını güçlendirmesi gerekmektedir. Parti ideolojisine bağlı, halkın sorunlarını önceleyen, kişisel çıkarlarını değil kamusal yararı esas alan insanların yönetim kademelerinde görev alması, hem partilerin geleceği hem de demokrasinin sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşımaktadır. Siyaset, kişisel yükselişin değil toplumsal hizmetin aracı haline gelebildiği ölçüde değer kazanacaktır.

“Siyasetçi gelecek seçimi, devlet adamı gelecek nesilleri düşünür.” (James Freeman Clarke)

Yorum Yazın