Hüseyin Asar
Hüseyin Asar

Butlan Tartışmaları ve İstifacılar

Yayınlanma: 29 Temmuz 2026
Siyasi partiler, sadece seçim dönemlerinde kullanılan araçlar değil; aynı zamanda bir fikrin, bir mücadelenin ve bir tarihsel mirasın taşıyıcısıdır. Bu nedenle gerçek bağlılık, her şey yolundayken değil, en zor zamanlarda ortaya çıkar. Bir partinin en ağır krizlerinde gösterilen tavır, kişinin siyasi aidiyetini ve ilkelerine bağlılığını en açık biçimde ortaya koyar.

Son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yürütülen “Butlan” tartışmaları da tam olarak böyle bir sınav niteliği taşımaktadır. İlginç olan ise, düne kadar kendilerini “En iyi CHP’li”, “En iyi sosyal demokrat”, hatta “En iyi devrimci” olarak tanımlayan bazı isimlerin, ilk siyasi sarsıntıda partiden ayrılmalarına rağmen, partide kalmayı tercih edenlere “Butlancı” yaftası yapıştırmalarıdır.

Oysa aynı kişiler, yıllarca CHP’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olduğunu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eserlerinden biri olduğunu, Cumhuriyet’in temel değerlerini temsil ettiğini yüksek sesle dile getiriyorlardı. Bugün ise, tam da bu gerekçelerle partisini terk etmeyen insanları küçümsemeye çalışmaları ciddi bir çelişkidir. Çünkü bir partinin tarihine ve kurucu değerlerine bağlı kalmak, siyasi fırsatçılık değil; tam tersine tutarlılığın göstergesidir.

Daha da dikkat çekici olan, geçmişte farklı düşüncelere tahammül göstermeyen, eleştiriye kapalı davranan, görevden almaları, disiplin süreçlerini ve çeşitli baskı yöntemlerini sıradanlaştıran bazı çevrelerin bugün başkalarını “Butlancı” olmakla suçlamalarıdır. Oysa demokratik siyaset, insanları etiketlemekle değil; farklı görüşlerin aynı çatı altında yaşayabilmesiyle güçlenir. Siyasi tartışmayı yaftalamaya dönüştürmek, parti kültürüne de demokrasi anlayışına da zarar verir.

Üstelik Özgür Özel’in, partide kalan belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri için açık biçimde, “Kimse onlara ‘Butlancı’ demesin. Onlar Butlancı değiller.” şeklindeki açıklamasına rağmen, bazı kişilerin bu dili sürdürmekte ısrar etmeleri düşündürücüdür. Genel Başkan’ın birlik ve bütünleşme çağrısını görmezden gelerek parti içinde yeni ayrışmalar üretmek, kime ve neye hizmet etmektedir?

Asıl sorgulanması gereken, bütün baskılara, dışlanmalara, görevden almalara, mobbinge, disiplin süreçlerine ve istifaya zorlanmalarına rağmen “Biz CHP’ye sahip çıkmak için burada kalıyoruz.” diyen insanlara neden böylesine sert tepki gösterildiğidir. Normal şartlarda takdir edilmesi gereken bu duruşun hedef haline getirilmesi, meselenin ilkesel değil, güç ve pozisyon mücadelesi olarak algılanmasına neden olmaktadır.

Çünkü siyaset, yalnızca makam elde etmek değildir. Siyaset aynı zamanda zor zamanlarda sorumluluk üstlenebilmek, eleştirilere rağmen mücadeleyi sürdürebilmektir. En küçük kriz anında partisini terk edenlerin, geride kalanları sadakatsizlikle suçlaması, siyasi mantık açısından açıklanması güç bir çelişkidir.

Görevden alınan, çeşitli baskılara maruz kalan, partiden uzaklaştırılan ya da istifaya zorlanan birçok insan, buna rağmen CHP’de kalmayı tercih etti. Çünkü onlar için önemli olan kişiler değil, temsil ettikleri değerlerdi. Onlar makamlarını kaybetmiş olabilirler; fakat inandıkları ilkeleri terk etmediler. Cumhuriyet’e, demokrasiye, laikliğe, sosyal adalete ve halkın yanında durma anlayışına bağlı kalmaya devam ettiler.

Unutulmamalıdır ki siyasette kişiler geçicidir, makamlar da öyledir. Kalıcı olan ilkeler, kurumlar ve tarihsel mirastır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir.” sözü yalnızca tarihi bir ifade değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluğun hatırlatılmasıdır. Bu mirasa sahip çıkmak; kişiler üzerinden değil, Cumhuriyet’in temel değerlerine bağlı kalarak mümkündür.

“Baba ocağı” söylemini dillerinden düşürmeyip ilk fırtınada o ocağı terk edenlerle, her türlü baskıya rağmen o ocağın kapısını terk etmeyenler arasında elbette tarih bir ayrım yapacaktır. Çünkü siyasi sadakat, alkışların bol olduğu günlerde değil; yalnız kalındığında, bedel ödenirken ve mücadele zorlaştığında anlam kazanır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, yeni etiketler üretmek değil; ortak değerlere dönmek, farklı düşünenleri ötekileştirmek yerine dinlemek ve Cumhuriyet’in kurucu partisini kişisel hesapların değil, ortak aklın ve demokratik kültürün taşıyıcısı haline getirmektir.

Özgür Özel mi, Kemal Kılıçdaroğlu mu tartışması sürerken büyük resmi kaçırıyoruz. Üstelik hem içeride, hem dışarıda oynanan oyunları göremiyoruz.

İnandığı değerlerden, Cumhuriyet’ten, demokrasiden ve halkın yanında durmaktan vazgeçmeyen; bütün zorluklara rağmen partisini terk etmeyerek mücadeleyi sürdüren, hepsinden önemlisi asıl mücadelenin Akp ile olduğunu unutmayan herkese selam olsun. Kimse istemiyor ama gidenlerin de yolları açık olsun.

 “İkiyüzlü insan, Tanrı’nın yarattığı en tehlikeli varlıklardan biridir.” (William Shakespeare)

Yorum Yazın