Savunma Sanayisinde Şeffaflık ve Verimlilik Vurgusu
SAHA EXPO fuarına katılımı sonrası izlenimlerini paylaşan Bağcıoğlu, yerli üretimden gurur duyduklarını ancak yönetimsel sorunlar olduğunu belirtti:
-
Siyasi Baskı ve Liyakat: Savunma projelerinin siyasi saiklerle değil, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) operasyonel ihtiyaçlarına göre önceliklendirilmesi gerektiğini ifade etti.
-
Prototip Cenneti Değil, Seri Üretim: Projelerin laboratuvar aşamasında kalmaması ve kaynak israfına yol açmadan seri üretime geçirilmesi gerektiğini savundu.
-
Bilgi Güvenliği: Sergilenen ürünlerde "istihbarata karşı koyma" sınırlarının aşıldığına dair endişelerini dile getirerek, harekât güvenliğinin korunması uyarısında bulundu.
Mavi Vatan ve Ege-Akdeniz Gündemi
Bağcıoğlu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki gelişmelere de değinerek şu noktaların altını çizdi:
-
30 Ağustos Donanma Geçişi: Geçen yılki planlama hatalarına düşülmemesi gerektiğini belirterek, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda savaş gemilerinin İstanbul Boğazı'nda tören geçişi yapması çağrısında bulundu.
-
Doğu Akdeniz: Türkiye'nin münhasır haklara sahip olduğu ancak uzun süredir aktif olmadığı sahalarda araştırma ve sondaj faaliyetlerine hız verilmesi gerektiğini belirtti.
Askeri Alanlar ve OYAK Eleştirisi
Milli güvenlik konularının yanı sıra askeri personelin özlük hakları ve askeri arazilerin durumu da gündemindeydi:
-
Rant ve İmar Tepkisi: İstanbul başta olmak üzere askeri alanların yüzde 74'ünün imara açılmasını "kent suçu" olarak nitelendirdi. Bu durumun deprem sonrası müdahale kapasitesini zayıflattığını savundu.
-
OYAK Nema Oranları: OYAK'ın açıkladığı %37,1'lik nema oranının enflasyonun ve banka faizlerinin altında kaldığını belirterek, yönetimin şeffaf olması gerektiğini söyledi.
-
Askeri Sağlık Sistemi: GATA ve askeri hastanelerin kapatılmasının bir "beka sorunu" olduğunu yineleyerek, bu sistemin acilen yeniden kurulması gerektiğini ifade ett
"İHA'lar Uçmayacak Demek İftiradır
Kamuoyundaki dezenformasyona da yanıt veren Bağcıoğlu, CHP'nin projeleri durduracağı yönündeki iddiaları reddetti:
"CHP iktidara geldiğinde İHA’lar uçmayacak, gemiler yüzmeyecek demek en basit tabirle iftiradır. Mevcut başarılı projeleri devam ettireceğiz, aksayan alanları ise liyakatle çözeceğiz."
Bağcıoğlu ayrıca, FETÖ kumpaslarında hayatını kaybeden Özden Örnek ve Murat Özenalp’i anarak, milli güvenliğe en büyük darbenin bu kumpaslara göz yumulmasıyla vurulduğunu hatırlattı.
RANTA AÇILAN ASKERİ ALANLAR
Askeri alanların imara açılması, sadece şehir planlama sorunu değil, kamu yararını göz ardı eden rant odaklı anlayışın sonucudur.
2009-2025 arası sadece İstanbul’da askeri alanların %41,3’ü askeri statüden çıkarıldı, %74’ü imara açıldı; bu durum şehrin geleceği için büyük tehlikedir.
Şimdi de Balıkesir, Eskişehir, Elâzığ gibi illerimizde yine askeri alanların ranta açılması ile toplanma alanlarının kaybı, deprem sonrası müdahalede zafiyet yaratır, KENT SUÇU’dur.
Askeri alanlarda lüks konut ve AVM projeleri yaparken, ülkemiz için fedakârca görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin, mevcut zorlu ekonomik şartlarda “yetersiz lojman ve sosyal tesis imkanları” ile ciddi sorunlar yaşadığı gerçeği, bu durumun ne denli çelişkili olduğunu göstermektedir.
OYAK NEMA ORANLARI
OYAK tarafından açıklanan %37,1 nema oranı kabul edilemez.
Şehit olanın, gazi kalanının, zor şartlarda görev yapan askerimizin birikimi gerçek enflasyon karşısında erimemelidir.
Açıklanan oran; ENAG ve İTO verilerinin, hatta banka faiz oranlarının dahi gerisinde kalmıştır.
OYAK yönetimi şeffaf olmalı; yatırımlar yalnızca üyelerin menfaati doğrultusunda yönetilmelidir.
Yönetim ve denetim süreçlerinde temsil, üye yapısındaki dağılıma uygun şekilde sağlanmalıdır.
TSK personelinin alın teri ve çocuklarının geleceği yanlış bir yönetim anlayışına teslim edilemez.
OYAK’ın kâr ve nema oranının olması gerekenden daha az bir seviyede kaldığı sorusunun peşine düşeceğiz. İktidara geldiğimizde OYAK nema oranı hesaplamalarında ne gibi hatalar yapıldığı, askerlerimizin birikimlerinin nerelere tahsis edildiğini de şeffaf bir şekilde inceleyeceğiz ve inceleteceğiz.
Her fırsatta gündeme getirdiğimiz ancak hiçbir ilerleme olmayan 3 hayati konuyu; Askeri Sağlık Sistemi, TSK personeli özlük hakları ve Şehit yakınları ile Gazilerimizin sorunlarını bugün bir kez daha dikkatinize sunacağım.
ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ
Türkiye’de yeni yayımlanan yönetmeliklerle askeri sağlık sisteminin kavramsal ve kurumsal olarak tamamen literatürden çıkarılması, sistemin teorik olarak muhafazasına dahi tahammül edilmediğini ve tekrar tesis niyetinin olmadığını açıkça göstermektedir.
Bu sistemin yokluğunun kriz ve savaş anında telafisi mümkün olmayan zafiyetler doğuracağı açıktır. Bu nedenle oluşacak risk ve kayıpların sorumluluğu, bu sistemi yok eden ve uygulayan karar vericilere ait olacaktır.
Rusya’nın 2008 sonrası sistemi küçültmesi, Ukrayna Savaşı’nda ciddi sonuçlar doğurmuştur: tıbbi lojistik aksadı, sahra hastaneleri yetersiz kaldı, tahliyeler gecikti ve personel kayıpları arttı. Uzman personel eksikliği ilk müdahale süresini uzatarak kayıpları büyüttü.
ABD ise sistemi sürekli aktif tutarak farklı bir model izlemektedir. Askeri sağlık personeli sivil hastanelerde görev alarak pratikte kalır, bu sayede kriz anında refleks, koordinasyon ve kapasite korunur.
İngiltere’nin, Hantavirüs şüphesi üzerine dünyanın en uzak ve ulaşılması en zor yerleşimlerinden biri olan Tristan da Cunha Adası’na askeri sağlık personeli ve tıbbi destek unsurlarını hızla sevk edebilmesi; geniş coğrafyalarda salgın ve sağlık krizlerine müdahalede güçlü askeri sağlık sistemlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Türkiye’de 2016 sonrası Askeri Sağlık Sisteminin kapatılmasıyla kurumsal yapı zayıflamış, harp cerrahisi gibi kritik alanlarda bilgi ve kapasite kaybı yaşanmıştır.
Sonuç olarak askeri sağlık sisteminin yokluğu, kriz ve savaşta telafisi mümkün olmayan zafiyetler doğurur. Türkiye’nin bu sistemi yeniden, kurumsal ve sürdürülebilir bir yapı içinde inşa etmesi kritik bir gerekliliktir.
ESAS OLAN PERSONELDİR
Bugün muvazzaf ve emekli askerî personelin önemli bir bölümü, özellikle emekli astsubaylar, emekli binbaşılar, emekli uzman erbaşlar ve emekli devlet memurları, yoksulluk hatta açlık sınırının altında maaşlarla yaşam mücadelesi vermektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılan uzman erbaşlar ve sözleşmeli erler için yasal ve sürdürülebilir bir istihdam mekanizması bulunmamaktadır.
Özlük ve sosyal haklardaki adaletsizlikler, nitelikli personelin teminini ve elde tutulmasını ciddi biçimde riske atmakta; genç nesiller askerlik mesleğini giderek daha az tercih etmektedir.
Emekli astsubaylara verilen taahhütlerin yerine getirilmediği, istisnasız biçimde emekli askerî personelin yoksulluk hatta açlık sınırının altında maaş aldığı bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Verilen taahhütlere rağmen haklarını alamayan emekli astsubaylar başta olmak üzere emekli askerî personelin özlük haklarında köklü ve kalıcı iyileştirmeler yapılmalıdır.
ŞEHIT AILELERI VE GAZILERIMIZ
Asla unutulmayacak nihai fedakarlığı yapan “Şehit yakınları ve Gazilerimiz” Türk vatanının esas sahibi olup Türk milletine emanettirler.
Emanete sahip çıkılmamakta, Şehit aileleri ve gazilerimizin sosyal ve özlük haklarına ilişkin sorunları devam etmektedir.
Şehit Aileleri ve Gaziler (Kahramanlara Vefa) Çalıştayı kapsamında hazırladığımız 18 kanun teklifi ve 6 soru önergesinden yalnızca 4 başlıkta düzenleme yapılmış olması yeterli değildir.
Er ve erbaş şehitlerinin aileleri ile gaziler için yıllardır söz verilen emsal maaş uygulamasının hâlen hayata geçirilmemesi, kahramanlarımızın ve ailelerinin zorlu ekonomik şartlar altında yaşam koşullarını daha da ağırlaştırmaktadır.
Özellikle sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar, gazilerin günlük yaşamını doğrudan etkilemektedir. Ortez ve protez hizmetleri için yalnızca tek bir hastanenin yetkilendirilmesi ve bu alanda karşılarına çıkarılan bürokratik engeller, gazilerimize reva görülen sessiz bir hak gaspıdır.
Terörle mücadele sırasında yaralanmış ancak gazi sayılmamış kahramanlarımızın yıllardır dile getirdiği haklı talepler de hâlâ karşılıksızdır.
Bu çerçevede, Şehit aileleri ve gazilerimizin sosyal ve özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik verilen ve hala komisyonda bekletilen 18 kanun teklifinin bir an önce yasalaşması talebimizi tekrarlıyoruz.

Yorum Yazın