Dijital Esaret
Dijital esaret, kısaca teknolojinin bizi yönetmesidir. Bilgisayarı, telefonu, sosyal medyayı, çeşitli uygulamaları biz kullanıyor gibi görünürken; zamanımızı, dikkatimizi ve davranışlarımızı onların belirlemesidir. Telefona bakmadan duramıyorsak, sosyal medyada boş yere saatleri kaybediyorsak, bildirim kanallarını sürekli kontrol etme ihtiyacı hissediyorsak, gerçek hayattaki sohbetler, kitap, doğa, üretim sıkıcı gelmeye başladıysa, algoritmaların sunduğu içerikler ne düşüneceğimizi, neye kızacağımızı belirliyorsa, iş işten geçmiş, dijital esir olmuşuz demektir. Dijital esaret, çocuklar ve gençler başta olmak üzere toplumun genelini ve ülkenin geleceğini esir almış durumdadır.
Göstermek için tüketiyoruz.
Dijital dünya, sunduğu sınırsız imkanların ötesinde, denetimsiz ve kontrolsüz algoritmalar ve kontrolsüz içeriklerle başta çocuklarımız olmak üzere herkesin zihinlerini kuşatan, onları gerçeklikten koparan ve ruhsal bir uçuruma sürükleyen bir sisteme evrilmiştir. Her türlü algı çalışmasıyla toplumu zehirlemek bir yana, insanları organ ticaretine yönlendiren görseller bile acımasızca zihinlere kazınmaktadır. Dijital baskı nedeniyle sanki tüketmek için programlanıyor, bunu göstermek için yaşıyoruz.
Dijital çağın sunduğu sınırsız olanaklar, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini tehdit eden karanlık birer merkez durumuna gelmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre çocukların beşte biri mental sağlık sorunu yaşamaktadır. İki yaşındaki bebeklerde bile dijital bağımlılık sağlık sorunlarını tetiklemektedir. Genç kuşakta intihar oranları giderek artmaktadır. Yapılan araştırmalarda, aşırı sosyal medya kullanımının çocuklarda depresyon riskini yüzde 30 oranında artırdığı, anksiyete seviyelerini yükselttiği ve uyku kalitesini bozduğu belirlenmiştir.
Çocukların gelişimi açısından, 7-15 yaş arası çocuklar soyut düşünceye geçiş döneminde empati ve sosyal becerilerini kaybedip, siber zorbalık ve dijital ortamın çarpıklıklarına maruz kalmaktadır. Uzun süreli sosyal medya kullanımı mental sağlık sorunlarını artırmakta, omurga bozuklukları ve yemek alışkanlıklarını olumsuz etkilemektedir. Özellikle küçük çocuklarda ekran bağımlılığının beyin hasarına yol açtığı iddia edilmektedir.
Ülkemizde ise, TÜİK verilerine göre 11-15 yaş grubunda sosyal medya kullanım oranı yüzde 80 seviyelerine ulaşmıştır. Bu rakam tehlikenin ne kadar büyük olduğu net olarak göstermektedir.
Ülkemizin başına bela olan dijital bağımlılıkla mücadelede Türkiye olarak daha bütüncül, yenilikçi, rasyonel ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsemeliyiz.
Eğitim olmadan olmaz.
Türkiye’nin zaman kaybetmeden koruyucu, eğitici ve yenilikçi yaklaşımlarla dijital bağımlılık konusunda harekete geçmesi gerekiyor. Dijital çağa ayak uydururken, eğitim yoluyla aktif gençlik yetiştirmek geleceğimiz için önemlidir.
Ne yapmalıyız?
"Dijital Gelecek" konusu, ilgili her kurum tarafından ele alınmalı, herkes medya okuryazarlığı ve dijital okuryazarlık konusunda eğitilmelidir. Bilinçaltı yöntemler iyi denetlenmeli, bu tür yasadışı dijital reklam yollarına karşı yaptırımlar uygulanmalıdır. Aile Bakanlığı, ailelere yönelik çalışmalar yapmalı, tüm kurumlarla işbirliği içinde dijital ortam eğitimleri verilmelidir. Küçük çocukların sanal ortamlarda bulunmaları yasaklanmalı, aile denetimini artıran güvenlik uygulamaları kurulmalıdır.
BTK öncülüğünde "Dijital Bağımlılık" veri analizleri yapılarak uygulanacak politikalar güncellenmelidir. Çocukların ruh sağlığı önceden güçlendirmeli, yani sorun çıkmadan önce koruyucu ve geliştirici çalışmalar yapılmalıdır. Çocukların duygusal dayanıklılığını, özsaygısını, stresle başa çıkma becerilerini artırmak için; empati, arkadaşlık, çatışma çözme gibi sosyal-duygusal öğrenme programları hazırlanmalı; okul iklimini iyileştirmek adına zorbalık karşıtı kampanyalar, olumlu pekiştirme, öğretmen-öğrenci ilişkilerini güçlendiren programlar geliştirilmeli; spor, sanat, müzik gibi etkinliklerle stres azaltma ve mutluluk hormonu salgılatmaya dönük etkinlikler yapılmalıdır. Ayrıca; çocuk ve gençlerimizdeki ruh sağlığı sorunlarının utanç, ayıp, zayıflık olarak görülmesini ortadan kaldırmak adına okullarda çalışmalar düzenlenmelidir.
Sonuç olarak, Türkiye’de dijital bağımlılık ve çocuk ruh sağlığı bozuklukları her geçen gün artmaktadır. Bu itibarla okullarımızda, ailelerimizde ve sağlık sistemimizde bağımlılıkla mücadele ve ruh sağlığı hizmetlerini güçlendirmek kaçınılmazdır. Aileden başlayarak tüm ortamlarda dijital esaret konusu ele alınmalı, gereken önlemler titizlikle ve acilen alınmalıdır. Burada asıl görev uzmanlara ve denetim mekanizmalarına düşmektedir. Gerekli önlemleri zamanında alamazsak ve yeterli eğitimi veremezsek geleceğimizi kaybederiz.
“Bir milleti özgür, bağımsız, şanlı ve yüce yapan eğitimdir.” (Mustafa Kemal Atatürk)
Yorumlar
Mustafaduzgun3448@gmail.com