Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik haklarını perçinlemesi beklenen Deniz Yetki Alanları Kanunu (kamuoyundaki adıyla Mavi Vatan Kanunu), son günlerde Ankara koridorlarından çok Atina basınında yankılanıyor. Başlangıçta büyük bir kararlılıkla "Ege’deki gri bölgeler ve Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilanı" söylemleriyle sosyal medyada köpürtülen taslağın, bugün geldiğimiz noktada "iç hukuka yönelik teknik bir düzenleme" parantezine alınması devlet ciddiyeti açısından kritik bir sınav niteliğindedir.
Mavi Vatan gibi hayati bir meselenin 3-5 oy hesabı ile iç politikaya kurban edilmesi, Türkiye'nin jeopolitik geleceğini riske atmaktadır. Gelinen noktada, yasamaya dair kaygılarımız ve duruşumuz şu temel maddeler etrafında şekillenmektedir:
-
Atina'nın Harita Diplomasisi: Yunanistan, Nisan 2025’te yayımladığı Deniz Mekânsal Planlama haritasıyla Ege Denizi’nin büyük bölümünü kendi egemenlik alanı içinde göstermiş, kara sularını 12 mile çıkarma hakkını saklı tuttuğunu ilan etmiş ve Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıkları (EGAYDAAK) kendi mülkü saymıştır. Doğu Akdeniz’de Sevilla Haritası yaklaşımını esas alan ve Yunanistan Cumhurbaşkanı kararıyla yayımlanan bu harita, resmî bir devlet politikası niteliği taşımaktadır.
-
Mevzuat Eksikliği: Türkiye, Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) aracılığıyla kendi Deniz Mekânsal Planlama haritasını hazırlayarak UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu’na sunmuştur. Ancak bu hayati çalışma henüz resmi bir devlet politikası ve yasal mevzuat düzeyine taşınmamıştır. Bu nedenle Deniz Yetki Alanları Kanunu’nun bir an önce yasalaştırılması stratejik bir zorunluluktur.
-
"Gri Bölge" ve EGAYDAAK Meselesi: Hazırlanan kanunda, Ege’deki temel ihtilaf alanlarından biri olan EGAYDAAK meselesine en azından “gri bölge” statüsüyle — ada ismi belirtilmeden — açık şekilde yer verilmesi hukuki elimizi güçlendirecektir.
-
Doğu Akdeniz'de MEB İlanı: Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmesi şarttır. "Önce ilan, sonra müzakere ve anlaşmalar" yaklaşımıyla hareket etmek, ülkemize uluslararası hukukta daha geniş bir diplomatik hareket alanı sağlayacaktır.
-
Çok Boyutlu Strateji ve Araştırma: Deniz yetki alanları, MEB ve EGAYDAAK gibi konular; sadece siyasetçilerin değil; deniz hukuku, diplomasi, enerji güvenliğive askerî strateji uzmanlarının katkısıyla çok boyutlu ele alınmalıdır. Türkiye’nin deniz yetki alanlarındaki bilimsel ve teknik araştırma faaliyetlerini artırması, sahadaki fiili hak ve menfaatlerimizi tahkim edecektir.
Erteleme mi, Geri Adım mı?
Yunan basınına yansıyan haberlere göre, Deniz Yetki Alanları Kanunu’nun onay süreci teknik nedenler bahane edilerek Ekim ayına ertelenme riskiyle karşı karşıyadır. Nitekim Yunanistan, şimdiden bu erteleme dedikodularını kendi diplomatik baskısının bir zaferi olarak uluslararası kamuoyuna sunmaya başlamıştır.
Eğer bu kanunun TBMM gündemine gelişi gerçekten sonbahara ertelenirse ve içeriği sızdırıldığı gibi sadece iç hukuka yönelik etkisiz düzenlemelerden ibaret kalırsa, bu durum Türk devletinin uluslararası güvenirliğine ve caydırıcılığına vurulmuş en büyük darbe olacaktır.
Siyasetin doğası gereği kısa vadeli hesaplar yapılabilir; ancak Mavi Vatan, seçim takvimlerine veya taktiksel geri adımlara sığdırılamayacak kadar büyük bir beka meselesidir. Sahada bilimsel verilerle, masada ise hukuki kararlılıkla durmadığımız sürece, gelecekte koruyacak bir deniz alanımız kalmayabilir. Ankara, Atina'nın hamlelerine karşı bu kanunla hak ettiği cevabı en net şekilde vermelidir.
Yorum Yazın