EGE’NİN KIRILGAN DENGESİ: KERPE ADASI VE HUKUK İHLALİ
Ege Denizi’nde sular hiçbir zaman tam anlamıyla durulmuyor. Ancak son dönemde Kerpe (Karpathos) Adası ekseninde yaşanan askeri hareketlilik, meseleyi salt bir "güvenlik" konusu olmaktan çıkarıp, uluslararası hukukun açıkça test edildiği bir düzleme taşıdı. Türkiye kıyılarına bu denli yakın bir noktada hava savunma sistemlerinin konuşlandırılması, sadece askeri bir hamle değil, statükoya vurulmuş hukuki bir darbedir.
1947 Paris Antlaşması Ne Diyor?
Tarihi hafızamızı tazelemekte fayda var: Kerpe ve diğer Menteşe Adaları, Yunanistan’a "altın tepside" sunulmadı. Bu adalar, 1947 Paris Barış Antlaşması ile "gayri askeri statüde" kalmak kaydıyla devredildi.
Bu statü, adaların her türlü askeri tahkimat ve silahlandırmadan uzak tutulmasını öngören, tartışmaya kapalı bir hukuki rejimdir. Dolayısıyla Kerpe’ye yerleştirilen her bir savunma bataryası, bu uluslararası metnin ruhuna ve lafzına doğrudan aykırıdır.
Fiili Aşındırma ve Lozan Dengesi
Atina’nın "savunma ihtiyacı" bahanesine sığınarak attığı bu adımlar, adaların silahsızlandırılmış statüsünü fiilen aşındırmaktadır. Bu durum sadece Paris Antlaşması'nı değil, aynı zamanda Ege’de Lozan Antlaşması ile kurulan o hassas dengeyi de zedeleme potansiyeli taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki; hukuk bir bütündür ve bir kısmının ihlali, tüm sistemin meşruiyetini sorgulatır.
Diplomasi ve Kayıt Altına Alma Zorunluluğu
Peki, Türkiye bu noktada nasıl bir yol izlemeli? Mevcut konuşlandırmanın uluslararası hukuka aykırı olduğu gerçeğinden hareketle, stratejik bir "not düşme" süreci işletilmelidir:
-
Geçicilik Vurgusu: Bu sistemlerin varlığının asla kabullenilmediği, ancak güvenlik gerekçeleri ortadan kalktığında derhal kaldırılması gerektiği uluslararası platformlarda yüksek sesle dile getirilmelidir.
-
Hakların Saklı Tutulması: Türkiye’nin bu ihlale karşı hukuki hak ve taleplerinin saklı olduğu şimdiden kayıt altına alınmalıdır.
-
Resmi Kanallar: Bu konu sadece diplomatik yazışmalarda hapsolmamalı; devam eden "Güven Artırıcı Önlemler" görüşmelerinde de masanın temel gündem maddesi haline getirilmelidir.
Sonuç olarak;
Ege’de barış, tek taraflı emrivakilerle değil, ancak uluslararası hukuka ve antlaşmalara sadakatle mümkündür. Kerpe’deki namluların gölgesinde bir güven ortamı inşa edilemez. Türkiye’nin bu konudaki kararlı duruşu, sadece kendi güvenliği için değil, bölgedeki kalıcı barışın tesisi için de elzemdir.
Yorum Yazın