İran’ın GKRY’de konuşlu Birleşik Krallık üslerine yönelik saldırıları dikkate alındığında, bilerek hedef alınmasa dahi, yansal hasar ihtimali göz önüne alınarak KKTC’nin hava savunmasına yönelik tedbirlerin alınması acil ihtiyaçtır.
. İleriden savunma sağlayabilecek TF-2000 Hava Savunma Muhribinin inşasının gecikmesine yönelik eleştirilerimizin ne kadar haklı olduğu fiili durumla ortaya çıkmaktadır.
. Savunma Sanayisinde milli güvenliğimizi ve bekamızı etkileyecek kritik projelere öncelik verilmeli ve tüm kaynaklar bu projelere aktarılmalıdır.
Öncelik Milli Güvenlik !
Kıbrıs adasına yönelik hava tehdidi artıyor. Aynı şekilde deniz ticareti de risk altında.
Bu konudaki uyarılarımız.
Ortadoğu'da İran-İsrail-ABD ekseninde başlayan askeri gerilim, bölgenin güvenlik mimarisini kökten etkilemekte olup, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını korumak amacıyla proaktif tedbirler almasını zorunlu kılmaktadır.
Devlet aklı, krizlerin önlenmesi ve yönetilmesinde önleyici yaklaşımları ön planda tutar; bu bağlamda, çatışmanın yayılma riski ve kontrolsüz eylemler göz önünde bulundurularak, hava savunmasından siber güvenliğe kadar geniş bir yelpazede önlemler devreye sokulmalıdır.
Öncelikle, hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi hayati öneme sahiptir. İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik operasyonlarında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Irak'taki üslerin kullanılması, İran'ın drone ve füze karşı saldırılarıyla sonuçlanmıştır.
Bu saldırılar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) gibi stratejik bölgeleri etkileme potansiyeli taşımakta olup, KKTC'de hava savunma kapasitesinin artırılması elzemdir.
Gerekirse ileriden önleyici tedbirleri uygulayabilecek şekilde fırkateyn ve uçaklarımız adada konuşlandırılmalıdır.
Benzer şekilde, Türkiye'nin kritik / stratejik tesisleri için entegre hava savunma ve erken uyarı sistemleri ile mobil savunma unsurları tedbirler artırılmalıdır.
İkinci olarak, olası düzensiz göç akımlarına karşı hazırlıklar güçlendirilmelidir. İran'ın köklü devlet geleneği ve coğrafi engeller - örneğin, aramızdaki dağlık sınırlar - göçün doğrudan etkisini sınırlasa da, çatışmanın yayılması halinde düzensiz göçmen akınları kaçınılmaz olabilir.
Göç İdaresi Başkanlığı başta olmak üzere, İçişleri Bakanlığı ve ilgili kurumlar, sınır güvenliğini artıran önlemler almalı; düzensiz göçmen kampları, hızlı müdahale ekipleri ve uluslararası işbirliği mekanizmaları hazır hale getirilmelidir.
Üçüncü olarak, ticari taşımacılığın korunması kritik bir alandır. Doğu Akdeniz ve Hürmüz Boğazı'ndaki ham petrol ve diğer ticari akımlar, çatışmanın en doğrudan etkilediği unsurlardır.
Bu bölgedeki güvenlik durumu yakından takip edilmeli Türk veya Türkiye bağlantılı ticaret gemilerine uyarılar zamanında en seri vasıtalarla ulaştırılmalıdır.
Son olarak, kritik altyapının siber saldırılara karşı korunması önceliklendirilmelidir. Haberleşme, ulaştırma ve enerji tesisleri, üçüncü devletlerin/ devlet dışı grupların siber yetenekleri nedeniyle yüksek risk altındadır. Provakasyon ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Yorum Yazın