İnsan hayatının korunması, etkin ve sürdürülebilir bir sağlık sistemine bağlıdır.
Savaş ve çatışma ortamları, askeri sağlık sistemlerinin muharebe gücü üzerindeki doğrudan etkisini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Rusya Federasyonu , 2008 reformlarıyla asker hastanelerini kapatmış, tıbbi personeli azaltmış ve sistemi küçültmüştür. Bu yaklaşım Ukrayna Savaşı’nda ciddi zafiyetler üretmiştir: tıbbi lojistik zinciri aksamış, sahra hastaneleri etkin çalışamamış ve tıbbi tahliye yetersiz kalmıştır.
Özellikle Maripol kuşatmasında tahliye eksiklikleri personel kayıplarını artırmıştır. Uzman doktor ve sağlık personeli eksikliği, ilk müdahale süresini uzatarak kayıpları büyütmüştür.
Sonuç olarak askeri sağlık sistemindeki zayıflama, Rus ordusunun savaş gücünü ve moralini doğrudan olumsuz etkiledi.
Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri, askeri sağlık sistemini savaş dışı dönemlerde de aktif tutmaktadır.
Askeri sağlık personeli sivil hastanelerin özellikle acil servislerinde görev alarak sürekli pratik içinde tutulur. Bu model, personelin saha refleksini, ekip uyumunu ve kriz yönetim kapasitesini korur. Sistem pasifleşmez; sürekli hazır ve işler halde tutulur.
Türkiye’de 2016 yılında 669 sayılı KHK ile GATA ve asker hastaneleri kapatılmış, askeri sağlık sistemi dağıtılmıştır. Terörle mücadelede ve 1999 Marmara Depremi’nde kritik rol oynayan kurumsal yapı zayıflamıştır.
Harp cerrahisi başta olmak üzere uzmanlık alanlarında birikim kaybı yaşanmış, kurumsal hafıza zarar görmüştür.
Rusya örneği, askeri sağlık sisteminin zayıflatılmasının savaşta doğrudan kayıp ve kapasite düşüşü ürettiğini göstermektedir.
ABD modeli, bu sistemin ancak sürekli aktif tutularak ve sivil-asker entegrasyonu ile güçlendirilerek sürdürülebileceğini ortaya koymaktadır.
Türkiye’de yeni yayımlanan yönetmeliklerle askeri sağlık sisteminin kavramsal ve kurumsal olarak tamamen literatürden çıkarılması, sistemin teorik olarak muhafazasına dahi tahammül edilmediğini ve tekrar tesis niyetinin olmadığını açıkça göstermektedir.
Bu sistemin yokluğunun kriz ve savaş anında telafisi mümkün olmayan zafiyetler doğuracağı açıktır.
Bu nedenle oluşacak risk ve kayıpların sorumluluğu, bu sistemi yok eden ve uygulayan karar vericilere ait olacaktır.
Türkiye, askeri sağlık sistemini kurumsal yapısı, personel modeli ve lojistik altyapısıyla yeniden inşa etmek zorundadır.
Bu yeniden yapılanma geciktiği takdirde, olası kriz ve savaş senaryolarında bedel yalnızca sağlık alanında değil, doğrudan harekât başarısında ödenecektir.
Yorum Yazın