Savunma Sanayisi Bir Partinin Değil, Devletin Eseridir.
Türkiye savunma sanayisinde önemli bir ivme yakalamış olup, Türk mühendisliğinin bu başarıları son derece değerlidir.
Ancak, bu başarıların arkasına saklanarak ağırlaşan güvenlik ortamındaki hayati zafiyetleri görmezden gelmek ülkemize yapılacak en büyük kötülüktür.
Siyaset dışı olan ve milli gururumuz sayılan savunma projeleri; 1973 sonrası Cumhuriyet hükümetlerinin, maddi manevi destek veren Türk milletinin ve harekât ihtiyacını belirleyen Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin ortak eseridir.
Türkiye’de savunma sanayinin temelleri 2000’li yıllarda atılmamıştır.
1970'ler ve 80'lerde birçok savunma şirketinin kuruluşuyla kurumsal yapıya kavuşulmuş; Doğan sınıfı hücumbotlar ile Ay sınıfı denizaltılar milli tersanelerde üretilmiş, 1983’te Savunma Sanayi Müsteşarlığı kurularak 90’larda F-16 ve zırhlı araç üretimine geçilmiştir.
Henüz renkli televizyon yokken gemi, denizaltı ve uçak ürettiğimiz bu geçmişi küçümseyenlere bu eserler hatırlatılmalıdır.
Savunma sanayisini devlet politikası olmaktan çıkarıp propaganda aracına dönüştürmek büyük hatadır. Günümüzün gururunu yaşarken, geçmişe vefa temel yaklaşım olmalıdır.
Sektörde projelerin etkin, adil ve denetlenebilir olmaktan çıkması; liyakat yerine siyasi referans temelli kayırmacı politikalarla yönetilmesi, zafiyet ve gecikmelere yol açmaktadır.
NATO ittifakına büyük katkı sunan Türkiye'nin hava savunma desteği alması doğaldır; ancak 2020’de atış testi yapılan S-400'lerin mevcut güvenlik ortamında sisteme entegre olmaması nedeni ile konuşlandırılamaması, tedarik kararının yanlışlığını teyit etmektedir.
Kullanılmayacaksa neden alındığı, kullanılacaksa neden devreye sokulmadığı meçhuldür.
Bu siyasi karar yüzünden milyarlarca dolar kaybedilmiş kuvvet planlamaları altüst olmuş ve ambargolara maruz kalınmıştır.
Çevremizdeki devletler onlarca yıl önce Entegre Hava Sava Savunma Sistemleri projelerini realize ederken, Çelik Kubbe projesine ancak 2024’te başlanabilmiştir.
Balistik füzelerin ABD muhribince vurulduğu bölge gerçeği, stratejik bağımsızlık iddialarıyla çelişmektedir.
Son 23 yılda envantere sadece 30 civarı savaş uçağı katılırken, bölge ülkeleri yeni nesil uçak alarak hava üstünlüğü konusunda ciddi bir stratejik risk yaratmıştır.
Hava gücümüzün geleceği olan KAAN milli muharip uçağı bir itibar projesi değil, harekât ile teknik bağımsızlığımızın sembolü ve zorunluluğudur.
Test uçuşu gurur verici olsa da, etkin yönetilmeyen proje süreci nedeniyle milli motorda yaşanan gecikmeler ile ara çözüm yabancı motor tedarikindeki aksamalar; planlama hatalarının ağır sonuçlar doğurabileceğinin en çarpıcı örneğidir.
Milli Gemi konseptine dayanan ve hava tehdidinin arttığı günümüzde en önemli harekât ihtiyacı olan; TF-2000 (Tepe Sınıfı) hava savunma muhribinin 23-24 yıldır konsept çalışmaları devam etmesine rağmen inşa süreci ancak 1 yıl önce başlatılabilmiştir.
İşletme maliyetleri çok yüksek olan, refakat gemileri ve çeşitli hava vasıtaları gerektiren MUGEM (Uçak Gemisi) projesi, Türkiye'nin mevcut ekonomik şartlarında savunma ihtiyaçları açısından öncelikli değildir. Acil olarak yapılması gereken, eldeki kısıtlı kaynağı mevcut çatışmalardan alınan derslerle aşağıdaki önceliklere yönlendirmektir:
- KAAN’ın hızla tam harekât yeteneği kazanması.
- Çelik Kubbe'nin yönlendirilmiş enerji teknolojilerini de kapsayarak, tahsis edilecek ilave kaynaklarla hızla, bütün bileşenleri ile aktif hale getirilmesi.
- Tepe sınıfı hava savunma muhribi projesinin planlanan tarihten önce bitirilmesi.
- Dikey iniş-kalkışlı İHA'lar ve Muharip İnsansız Uçak Sistemlerinin envantere alımının hızlandırılması.
- Kara Kuvvetleri'nin yıllardır ihmal edilen tank ve zırhlı araç ihtiyacının karşılanması.
- Deniz helikopteri envanterinin güçlendirilmesi ve TCG Anadolu için ağır nakliye helikopteri tedariki.
- Mühimmat öncelikli sürdürülebilir lojistik destek sistemleri ile kışla/üs kuvvet koruma altyapılarının tamamlanması.
Savunma politikası sloganlarla değil, gerçek kapasiteyle ölçülür. Unutulmamalıdır ki savunma planlamasında yapılan hataların bedelini en sonunda tüm Türk milleti öder.
Yorum Yazın