Yankı Bağcıoğlu
Yankı Bağcıoğlu

Bir Meslek Gününden Millî Güvenlik Meselesine Tıp Bayramı Ve Askerî Sağlık Sistemi

Yayınlanma: 14 Mart 2026

14 Mart Tıp Bayramı yalnızca bir meslek gününün yıldönümü değildir. Bu tarih, hekimliğin vatan hizmetiyle birleştiği tarihsel bir hafızayı temsil eder.
1919 yılında İstanbul işgal altındayken Tıbbiye öğrencileri, işgal kuvvetlerinin baskısına rağmen bir araya gelerek hem modern tıp eğitiminin yıl dönümünü anmış hem de işgale karşı iradelerini ortaya koymuştur.



Bu gençlerin sembol isimlerinden biri Askeri Tıbbiyeli Hikmet Boran’dır. Tıbbiyeliler o gün yalnızca hekim yetiştiren bir okulun öğrencileri değil, aynı zamanda ülkenin kaderine sahip çıkan bir kuşağın temsilcileriydi.
Bu ruh, Sivas Kongresi sırasında Tıbbiyeli Hikmet’in manda fikrine karşı gösterdiği kararlılıkta da kendini göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu tavır karşısında söylediği aktarılır:
“Evlat, sen gençliğin temsilcisisin. Gençlikte bu fikir oldukça memleketin geleceğinden korkmaya gerek yoktur.”
Bu söz, askerî tıbbiyelilerin temsil ettiği anlayışı özetler: tıbbi uzmanlık ile askerî disiplin ve vatan sorumluluğunun birleşmesi.
Askerî hekimlerin ve askerî sağlık personelinin görevi yalnızca sağlık hizmeti sunmak değildir. Savaşın en zor şartlarında yaralı askerin hayatını kurtarmak, birliklerin savaşma gücünü korumak ve harekâtın sürdürülebilirliğini sağlamak doğrudan askerî sonuçlar üretir. Bu nedenle askerî sağlık sistemi modern ordular için bir destek hizmetinden öte, savaş kabiliyetinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Uzun süreli operasyonlar, yüksek hareket temposu ve uzak coğrafyalarda yürütülen görevler yalnızca silah sistemleriyle değil, güçlü bir tıbbi destek altyapısıyla sürdürülebilir. Bu nedenle gelişmiş ordular askerî sağlık sistemlerini köklü ve kurumsal yapılar üzerine inşa etmektedir.
Buna rağmen bu alandaki zafiyetler en güçlü ordular için bile ciddi bir sorun oluşturabilmektedir. ABD’de askerî cerrahların yalnızca sınırlı bir bölümünün operasyonel kriterleri sağlayarak harekâta hazır kabul edilebildiği tespit edilmiştir. Uzmanlar bu durumu “barış zamanı etkisinin tuzağı” olarak tanımlamaktadır. Savaş tecrübesinin azalması, cerrahların operasyonel yetkinliklerini korumasını zorlaştırmaktadır.

Bu örnek, askerî sağlık sisteminin, güçlü kurumlara sahip ülkelerde bile hassas bir denge üzerinde durduğunu göstermektedir.
Türkiye açısından tablo daha da dikkat çekicidir. Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın en yoğun harekât temposuna sahip ordularından biridir. Son yıllarda çok sayıda sınır ötesi operasyon yürütülmüş, geniş kapsamlı askerî eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmiş ve farklı coğrafyalarda görevler üstlenilmiştir. Türkiye bugün iki büyük savaşın yaşandığı yüksek riskli bir güvenlik kuşağının merkezinde yer almaktadır.
Buna rağmen yaklaşık on yıl önce askerî sağlık sistemi kaldırılmıştır.

Bu sistem bugün yeniden tesis edilse bile askerî cerrahlar başta olmak üzere sağlık personelinin arzu edilen seviyeye ulaşması uzun yıllar alacaktır. Çünkü askerî cerrahlık yalnızca tıp eğitimi ile kazanılan bir uzmanlık değildir. Savaş cerrahisi tecrübesi, askerî harekât bilgisi ve saha şartlarına uyum gerektiren uzun bir eğitim ve deneyim sürecinin sonucudur.
Bugün Türkiye’de çok sayıda deneyimli askerî cerrah bulunmasına rağmen bu hekimlerin önemli bir kısmı eğitildikleri alanda görev yapmamaktadır. Aynı durum diğer uzman sağlık personeli için de geçerlidir. Bu tablo yalnızca mesleki bir sorun değil, aynı zamanda kritik bir askerî kabiliyet kaybıdır.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonel temposu güçlü, kurumsallaşmış ve sürdürülebilir bir askerî sağlık sistemini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle askerî sağlık sistemi meselesi yalnızca sağlık politikası tartışması olarak ele alınamaz; konu doğrudan ordunun savaşma gücü, harekât sürekliliği ve millî güvenlik kapasitesiyle ilgilidir.

14 Mart’ın anlamı tam da burada yatmaktadır. Bu tarih yalnızca sağlık personelinin günü değil; askerî tıp geleneğinin, vatan sorumluluğunun ve millî güvenliğin kesiştiği bir hatırlatma günüdür.
Bugün yapılması gereken açıktır: askerî sağlık sistemi yeniden kurulmalı, kurumsal kapasitesi güçlendirilmeli ve ordunun harekât kabiliyetinin ayrılmaz bir unsuru olarak yeniden yapılandırılmalıdır.
Fedakârca görev yapan tüm sağlık personelimizin 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum.
 

Yorum Yazın

Yazarın Diğer Yazıları