Bir aday tanıtım toplantısı yalnızca isimlerin kamuoyuna sunulduğu bir etkinlik değildir; aynı zamanda partinin nasıl bir siyaset anlayışı geliştireceğini, kendi içindeki farklılıkları nasıl yöneteceğini ve seçmenle nasıl bir ilişki kuracağını gösteren önemli bir sınavdır. Tanıtım toplantısı, Efeler ilçesindeki Çeştepe Düğün Salonu’nda yapıldı. Sanırım adayların konuşacağı il başkanlığı kürsüsünü getirecek lojistik destek bulamadılar. Efeler Belediyesi’nin sağladığı çay ve su dışında üyelere bir ikram yoktu. İl başkanlığı tarafından düzenlenen bir toplantının belediyeye bu kadar yaslanması siyasi etik açısından doğru değildi.
Adayların açıklamaları, örgüt içi demokrasi, saha çalışması, parti içi birlik, kurumsallaşma ve seçim hedefleri etrafında şekillendi. Dilaver Demir’in ön seçimi vazgeçilmez demokratik ilke olarak tanımlaması ve üyelerin karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmasını savunması, katılımcı örgüt anlayışıyla uyumluydu. Ancak asıl ölçüt, bu sözün seçimin ardından da uygulanması olacaktır. Kemal Güneri’nin; “Biz kapalı kapılar arkasında kurulan masaların değil, bu salonu dolduran örgütün adayıyız” sözü, adaylığını örgüt iradesiyle özdeşleştiren bir karşıtlık oluşturuyor. Güneri’nin genel seçimde en az beş milletvekili çıkarılamazsa istifa edip partiyi kongreye götüreceğini açıklaması ise dikkat çekici bir söz oldu.
Barkan Kalınomuz’un kendisini aykırı, eleştiriden kaçınmayan bir siyasetçi olarak tanımlaması ve geçmiş siyasi süreçler hakkında sert ifadeler kullanması, çatışma ve mücadele eksenli bir söylem olarak görüldü. Kalınomuz’un; “Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır” sözü, geçmiş performansa dayalı güven kurmayı amaçlıyordu. Dilaver Demir’in; “18 Ekim’de sandıktan kim çıkarsa çıksın, ertesi gün yine yan yana olacağız” sözü, toplantının en açık uzlaşma mesajlarından birisiydi. Ayrıca ön seçimi bir seçim sloganı değil, demokratik ilke olarak tanımlaması beğeni topladı.
Bayram İnci konuşmasında, sokak ve mahalle çalışmalarını, sendikalarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak masalar kurulmasını ve tarım kesiminin sorunlarını öne çıkardı. Ayrıca seçimde yüzde 70’in üzerinde oy alma hedefini dile getirdi. İsmet Bozkurt ise, geçmişin tecrübesiyle gençlerin enerjisini birleştirme, parti içi demokrasiyi kalıcılaştırma ve hizipçi anlayışların önüne geçme mesajları verdi. Ayrıca il başkanı seçilmesi durumunda milletvekili veya belediye başkan adayı olmayacağını açıkladı. Bir siyasi partinin bu tür örgüt toplantıları, üyelerin aidiyet duygusunu güçlendirir. Ancak sosyolojik açıdan önemli olan, toplantıda dile getirilen sözlerin salondaki insanları ne kadar heyecanlandırdığı kadar, bu heyecanın toplumla nasıl bir ilişkiye dönüşeceğidir.
Adayların geleceği kurma ve partiyi geleceğe taşıma konusunda söyledikleri yeterli düzeyde değildi. Elbette adayların kendilerini öne çıkarması, seçim sürecinin doğası gereğidir. Ancak örgütü büyütme iddiasındaki bir liderin başarısı yalnızca kişisel görünürlüğüyle ölçülemez. Ekip kurabilmesi, görev dağıtabilmesi, eleştiriye açık olması ve kendisinden farklı düşünen insanlarla çalışabilmesi de önemlidir. Toplantının asıl önemi, beş adayın yarışmasından çok, bu yarışın hangi siyasi kültürü ortaya çıkaracağıdır. Bir aday tanıtım toplantısı demokratik rekabet için fırsat yaratabilir; ancak bu fırsatın kalıcı bir kurumsal kazanıma dönüşmesi seçim sonrasındaki davranışlara bağlıdır. Bir siyasi yapının yeniliği, kendisini ne kadar yeni ilan ettiğinden ziyade, karar alma biçiminde neyi değiştirdiğiyle ölçülür. Aynı şekilde, bir adayın gücü yalnızca konuşmasının etkili olmasıyla değil, vaatlerini uygulanabilir politikalara dönüştürme ve hesap verebilme kapasitesiyle anlaşılır.
Yeni Parti’nin Aydın’daki toplantısının gerçek sınavı, 18 Ekim’deki seçimin ardından başlayacaktır. Sandıktan çıkan sonucun örgüt içinde kabul görmesi, vaatlerin takvime bağlanması ve eleştirinin yönetim kültürünün bir parçası durumuna gelmesi, toplantıda verilen mesajların ne ölçüde kurumsal karşılık bulduğu gösterecektir. Kararı yarın parti üyeleri verecek. Buradan çıkan sonuç Yeni Parti’nin Aydın’daki geleceğini doğrudan etkileyecektir. Doğru karar verilmezse parti büyüme döneminde büyük yara alacaktır. Bunun için bilgili ve donanımlı olan, kriz yönetmesini bilen, doğru ekip kurarak sağlıklı iletişim koşullarını sağalabilecek adayın göreve gelmesi zorunludur.
Son söz; belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin çalışanlarını bir adaya yönlendirmesi demokratik olduğunu söyleyen bir partiye yakışmıyor. Bir yarış varsa adil olmalı. Sonra kendinizi seçmenlere anlatamazsınız.
“Bir ülkenin gerçek gücü, sahip olduğu zenginliklerle değil, yetiştirdiği insanların bilgisiyle, düşüncesiyle ve karakteriyle ölçülür.” (Anonim)
Yorum Yazın