Yankı Bağcıoğlu
Yankı Bağcıoğlu

Gururun Gölgesindeki Hakikat: MİLGEM’in Mimarları ve Ödenen Bedeller

Yayınlanma: 20 Haziran 2026

Türkiye, son yıllarda yerli ve milli savunma sanayiinde attığı dev adımlarla, özellikle de denizlerdeki gövde gösterileriyle göğsümüzü kabartıyor. Üst üste gerçekleştirilen gemi inşa ve teslim törenleri, "Mavi Vatan" vizyonunun ne denli güçlü bir gerçekliğe dönüştüğünün en somut kanıtı. Tersanelerimizden denize indirilen her bir fırkateyn, her bir korvet, tam bağımsızlık yolunda atılmış devasa birer adımdır. Bu gurur hepimizin, bu başarı tarihi bir dönüm noktasıdır.

Ancak bugün kameralar karşısında yaşanan haklı gururu ve parıltılı törenleri alkışlarken, hafızamızı taze tutmak, bu görkemli ağacın köklerine su verenleri unutmamak da bir o kadar namus borcudur.

Çünkü bugün dalgalarla boğuşan o çelik iradenin arkasında, dün her türlü engellemeye karşı göğsünü siper etmiş isimler var.

Başarının Omurgası: MİLGEM ve Unutulmaz Bahriyeliler

Bugün denizlerde esen yerlilik rüzgarının adı olan MİLGEM (Milli Gemi) projesi, bir günde ya da tesadüfen ortaya çıkmadı. Bu vizyonun temellerini, tüm bürokratik ve dış kaynaklı engellemelere rağmen inatla ve inançla atan merhum Oramirallerimiz Vural Bayazıt ve Özden Örnek’tir.

Onlar ve arkalarındaki isimsiz kahraman Bahriyeliler, Türkiye’nin denizlerde kendi göbeğini kendisinin kesmesi gerektiğine inanmış adanmış ruhlardı. Eğer bugün kendi tasarladığımız, kendi mühendisimizin eliyle inşa ettiğimiz gemilerle dünya denizlerinde bayrak dalgalandırabiliyorsak, bu başarı zincirinin ilk ve en kritik halkasını o vizyoner komutanlar oluşturmuştur.

Kumpasların Zindanlarında Ödenen Ağır Bedeller

Ne yazık ki, Türkiye’nin savunma sanayiindeki bu şahlanışı birilerini fazlasıyla rahatsız etti. Türkiye’yi denizlerde hapsetmek isteyen odakların taşeronu olan FETÖ, en parlak, en donanımlı ve MİLGEM gibi stratejik projelere hayat veren TSK personelini hedef aldı.

2007-2015 yılları arasında yaşanan o karanlık kumpas dönemleri, sadece bir hukuk katliamı değil, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine vurulmuş bir prangaydı.

  • Başta bu projelerin mimarı Oramiral Özden Örnek olmak üzere, onlarca yetenekli subay, mühendis ve amiral uydurma delillerle, hain pusularla zindanlara atıldı.

  • Hayatlarını, sağlıklarını ve en verimli yıllarını o zindanlarda kaybeden bu vatan evlatları, aslında Türkiye’nin tam bağımsızlık mücadelesinin bedelini ödediler.

Bugün gururla izlediğimiz o gemilerin harcında, haksızlığa uğramış ama vatanına küsmemiş o şerefli subayların alın teri, gözyaşı ve çalınmış hayatları vardır.

Sorumluluktan Kaçarak Gurur Sahiplenilemez

Burada sormamız ve sorgulamamız gereken asıl mesele şudur: Eğer o dönem TSK personelini hedef alan FETÖ kumpaslarına, dönemin siyasi iktidarı tarafından göz yumulmasaydı, o parlak beyinler tasfiye edilmeseydi, biz bugün nerede olurduk?

Cevap net: Türkiye, bugün askeri ve teknolojik alanda, şu anki mevcut kabiliyetlerinin katbekat ötesinde, çok daha ileri bir noktada olabilirdi. Projelerimiz yıllarca sekteye uğramaz, en verimli beyinlerimiz tasfiye edilerek sistem dışına itilmezdi.

Bugün tersanelerdeki haklı gururu, ekran başındaki başarıları büyük bir iştahla sahiplenenler, madalyonun diğer yüzünü de görmek zorundadır. Onlarca yıllık emeğin, stratejik dehanın meyvesini toplarken; o karanlık kumpas yıllarında TSK personelinin hak ve hukukunun korunmamasının, o hain tasfiyelere yol açılmasının tarihi mesuliyetini de omuzlarında taşımalıdırlar.

Özetle;

Geçmişi unutanların geleceği inşa etmesi mümkün değildir. Bugün gemilerimiz denizlerde dosta güven, düşmana korku salıyorsa, bu Vural Bayazıt’ların, Özden Örnek’lerin ve kumpas mağduru tüm Bahriyelilerin sayesindedir.

Tören alanlarında gururla göğe yükselen Türk bayrağı, aynı zamanda o zindanlarda ömrünü tüketen kahramanların aziz hatırasıdır. Gururu yaşarken, o bedelleri ödeyenlere minnet duymak ve yaşatılan acıların sorumluluğuyla yüzleşmek gerçek bir devlet aklının ve vefanın gereğidir.

Ruhları şad olsun.

Yorum Yazın