Sömürge madenciliği, İkizköy ve Çöpler Faciası
Muğla-Milas İkizköy’de uzun bir süredir devam eden doğa katliamı, köylülerin tapulu arazilerinin “acele kamulaştırma” adı altında gasp edilmesiyle yeni bir boyut kazandı. Köylülerin, çiftçilerin ve üreticilerin evlerinin dibinde dinamitler patlatılıyor... Cengiz Holding, Çanakkale-Bayramiç’te köylülerin can damarı olan Kocabaş çayına “altın-bakır çıkaracağım” diyerek el koyuyor...
Umurlarında değil: Ölürlerse ölsünler, giderlerse gitsinler...
Türkiye “madencilik yapıyoruz” adı altında çok sancılı ve yıkıcı bir döneme girdi. Türkiye’yi bir sömürge madenciliği üssü haline getirme çalışmaları uzun bir süredir devam ediyordu. Özellikle AKP hükümetleri döneminde yapılan yasal değişiklikler ve verilen ruhsatlarla birlikte bu yolda önemli mesafeler alındı. Temmuz 2025’te AKP ve MHP oylarıyla TBMM’de kabul edilen “süper talan” yasasıyla da köylülerin ve çiftçilerin tabutlarına son çivi çakılmış oldu. Şimdi ülkenin dört bir yanında artık yaşayamaz, dayanamaz hale gelen üreticileri, köylüleri ve çiftçileri diri diri gömmek istiyorlar. Kelimenin tam anlamıyla...
Bugün Milas-İkizköy’de yaşanan ve daha dün Erzincan-İliç’te yaşanan tam da budur.
13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan-İliç’te yaşanan Çöpler Faciası bu anlattıklarımızın çok çarpıcı bir örneğidir. Üretim üssü olan, yaşam veren, devasa bir ülkeyi besleyen çiftçilerin yerine dünyanın en tehlikeli ve zehirli madenciliğini koydular. Üstelik Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun can damarlarından birisi olan Fırat Irmağı’nın hemen kıyısında. Siyanürlü-sülfürik asitli Çöpler Altın Madeni tulum peyniri, tereyağı, hayvancılığı ve tarımıyla ünlü Çöpler Köyünün tam üstüne kuruldu. Kurulan esasen “maden” adı altında bir “ekokırım” merkeziydi.
Bilim insanları uyardı, siyasetçileri, gazetecileri uyardı; vatandaşları, köylüleri uyardı; “sonu felaket olacak” denildi... “Her şey kontrol altında... Amerikan standartları-Kanada standartları” denildi, “bütün denetimler yapılıyor” denildi ve durmadılar. Ülkeyi besleyen insanları, yıkım ve zehir yaratan bir sistemin parçası haline getirdiler.
Önce lokal çökmeler, patlamalar ve üstü kapatılan olaylarla ilk sinyaller geldi. 23 kat dediler 33’üncü kata kadar yükseldiler... Munzur Dağları’nın eteklerinde, engebeli arazinin üzerine 264 metre yüksekliğinde bir liç gökdeleni inşa ettiler. Daha fazla üretim ve daha fazla kâr hırsı gözlerini kör etti. Uyarıları dinlemediler, eksiklikleri görmezden geldiler ve çöküşe giden yolu sonuna kadar açtılar. Tarihler 13 Şubat 2024’ü gösterdiğinde yarattıkları bu ucube devasa sistem, çökeceğini haykırmaya başladı. Gözle görülen insan yutacak büyüklükteki çatlaklar ve radar verileri devasa liç dağının çökeceğini söylüyordu. O gün bile sabah saatlerinde gerekenleri yapsalardı, yani erkenden “tam kapatma” kararı verselerdi belki yine liç sahası çökecek ama kimsenin burnu kanamayacaktı. Yapmadılar, son ana kadar Amerika’dan talimat beklediler ve o talimat gelemeden milyonlarca tonluk zehirli liç yığını adeta infilak etti. 9 insanımız diri diri toprağın altında kaldı. On milyonlarca tonluk siyanürlü zehirli liç yığını açık alanda taşın toprağın üzerine aktı.
13 Şubat 2024 tarihinde saat 14.28’te yaşanan bu olay, Türkiye’deki sömürge madenciliği için bir dönüm noktasıydı. Çünkü bu facia, yıllardır millete söylenen yalanların çok somut bir kanıtı oldu. “Kanada standartları” dedikleri şeyin safsata, “denetim” dedikleri şeyin aldatmaca, “her şey kontrol altında” dedikleri şeyin kandırmaca olduğu ortaya çıktı. Siyanürlü altın madenlerinin denetlenmediğini TBMM Araştırma Komisyonunda bizzat bakanlıkların en üst düzey yetkilileri itiraf etti.
İşte tam da bu noktada “Çöpler Faciası” kitabı Türkiye’de şiddetini giderek artıran sömürge madenciliğine, yağma-talan madenciliğine karşı bir baş kaldırıdır. Türkiye’de yaşayan milyonlarca vatandaşımız henüz neyle karşı karşıya olduğunun farkında değil. Millete iş-istihdam-ekonomi masalları anlatılarak uluslararası kartellerle iş birliği halinde Türkiye’nin bütün bölgeleri ve su kaynakları yağmalanıyor. Bu kitap tam da buna dikkat çekiyor.
Hiçbir ülke bu kadar saldırıyı kaldıramaz. Türkiye’nin bütün dağları, ırmakları, köyleri, yaylaları-meraları saldırı altında. Her yeri ihale ediyorlar. Milletin gözlerinin içine baka baka alenen yalanlar söylüyorlar. Dağları, ormanları param parça edip, dünyanın en zehirli kimyasallarıyla zehirleyip hiç utanmadan, sıkılmadan, “hiçbir zararımız yok” diyebiliyorlar.
Fırat, Dicle, Kızılırmak, Yeşilırmak, Büyük Menderes, Gediz, Sakarya bütün nehirlerimiz tehdit altında. Küresel iklim felaketi yaşayan dünyamızda su kaynaklarımızı ve bu su kaynaklarının kaynağı olan dağlarımızı gözümüz gibi korumamız gerekirken, ormanlar-dağlar-yaylalar ve meralar acımasızca yok ediliyor. Türkiye’nin gölleri gözlerimizin önünde bir bir kuruyor...
Çöpler Faciası kitabı, 13 Şubat 2024’te meydana gelen Çöpler faciasından yola çıkıyor, faciayı bütün detaylarıyla anlatıyor ama kitap kesinlikle sadece Çöpler’in hikâyesi değil, bugün Türkiye’de madencilik adı altında milletin bağlarının-bahçelerinin, ormanlarının ve dağlarının yağmalanmasının kitabıdır.
Bu nedenle bu kitap bir baş kaldırı kitabı. Bu kitap Murat Dağı’na, Simav’ın kestane ormanlarına, Ordu’nun Perşembe Yaylasına, Artvin’in Arhavi’sine, İzmir’in ve Balıkesir’in can damarı olan Madra’ya, Bolu’nun dillere destan ormanlarına göz dikmiş talancılara karşı bir başkaldırı kitabı.
Türkiye’de liderler değişir, iktidarlar değişir, enflasyon düşer, ekonomi bir gün düzelir ama param parça edip kabak gibi oyduğunuz bir dağı yeniden diriltemezsiniz. Yüz milyonlarca tonluk pasa dağlarından, yüz milyonlarca tonluk liç yığınlarından sızan ağır metalleri, siyanürlü ve zehirli suların yüzlerce yıl bir irin gibi akmasını durduramazsınız.
Bu ülkeyi ayakta tutan kolonlar kesilmek istenmekte ve bunun adına da madencilik denilmektedir. Su deposu olan dağlar param parça edilmekte, dünyanın en tehlikeli kimyasalları köylerin, şehirlerin dibinde su gibi kullanılmakta ve yüz milyonlarca tonluk pasa ve liç dağları ile zehirli atık barajları Türkiye’nin her bir köşesine yığılmaktadır.
Bir gazeteci olarak yaklaşık 7 yıldır bu konularla ilgili yazıyor ve konuşuyorum. “Altın Ölüm”, “Altın Girdap” kitaplarımdan sonra “Çöpler Faciası” kitabı bu konuda yazılmış en kapsayıcı ve eksiklikleri tamamlayan, soru işaretlerini yanıtlayan son kitabımdır.
Kitap sadece Çöpler’in hikâyesi değildir, bu kitapta İkizköy de var, Lapseki’de var. Bu kitapta Türkmendağı da var, Kazdağları da var... Kitap Çöpler Faciasından yola çıkarak son yıllarda Türkiye’de şiddetini giderek artıran sömürge madenciliğine ayna tutmaktadır. Yalancıların ve vurguncuların gerçek yüzlerini ortaya koymaktadır.

Sipariş için tıklayınız
Whatsapp Siparişi İçin : 0539 6696069
Yorum Yazın