Prof.Dr. Serdar Epözdemir
Prof.Dr. Serdar Epözdemir

Akademik Kültürde Kaybedilen Değerler

Yayınlanma: 31 Ocak 2026

Bugün akademide gerçekten neyi konuşuyoruz:

Bilimi mi, yoksa unvanları mı? Değer dediğimiz şey, bir toplumun vicdanıdır.

Hangi davranışların yüceltileceğini, hangilerinin sessizce geçiştirileceğini belirler. Sevgi, saygı, adalet, dürüstlük… Bunlar süslü kavramlar değil; birlikte yaşamanın asgari şartlarıdır. Ancak bugün, bu değerlerin en hızlı aşındığı alanlardan biri ne yazık ki akademidir.

Üniversitelerin sayısı artıyor, başarı tabloları kabarıyor, akademik unvanlar çoğalıyor. Ama aynı hızla büyümeyen bir şey var: ahlaki pusula. Bilgi üretimi artarken, bu bilginin topluma temas ettiği yer giderek daralıyor. Akademik kariyer, bir amaç olmaktan çıkıp kendi başına bir statü gösterisine dönüştüğünde, geriye yalnızca içi boş unvanlar kalıyor.

Bir değer, onu hak etmeyenlerin eline geçtiğinde hızla anlamını yitirir. Emekle üretilmiş olanın yerini hazır olanı tüketme alışkanlığı aldığında, sistem kendi kendini kemirmeye başlar. Bugün akademide yaşanan tam olarak budur. Kaybolan yalnızca akademik değerler değil; toplumsal geleceğe dair umuttur.

Siyasette değerler bir gecede el değiştirebilir. Bu şaşırtıcı değildir. Ancak sanat, kültür ve bilim böyle işlemez. Bu alanlarda değer, ele geçirilerek değil; çalışılarak, üretilerek var olur. Bilimde ve kültürde söz sahibi olmak, kısa yollarla değil, uzun ve zahmetli bir emeğin sonucudur. Bunun yolu da ehliyet ve liyakatten geçer.

Ama liyakat tek başına yetmez. Özgürlük olmadan değer üretilemez. Baskı altındaki zihin üretmez; susar, körelir ya da gider. İfade özgürlüğünün sınırlı olduğu bir yerde akademik özgürlükten söz etmek mümkün değildir. Üniversitelerin idari korkularla bilimin alanına girmesi, düşüncenin nefesini keser.

Bugün birçok akademisyen, açık bir sansürle değil; daha tehlikeli olan oto sansürle karşı karşıyadır. Söylenmeyen sözler, yazılmayan cümleler, açılmayan tartışmalar düşünce dünyasını sessizce çoraklaştırır. İnsan bir süre sonra düşündüğüyle söylediği arasındaki mesafeyi normalleştirir. İşte çürüme tam da burada başlar.

Bilim, yanlış yapma cesaretiyle ilerler. Yanlışlar, eleştiri ortamı varsa anlam kazanır. Ancak resmî görüşün düşünce hayatına egemen olduğu yerlerde eleştiri değil, tekrar makbul sayılır. Böyle bir ortamda aydınların önünde üç yol vardır: Susmak, tekrar etmek ya da eleştirmek. İlk ikisi güvenlidir; üçüncüsü ise bedel ister.

Ve asıl mesele şudur: Bilim, bedel ödemeye hazır olmayanların elinde uzun süre yaşayamaz.

Çünkü bilimi ayakta tutan şey konfor değil, cesarettir. Cesaretin olmadığı yerde üniversite olur; ama bilim olmaz.

akademi bilim akademik özgürlük oto sansür liyakat ehliyet etik değerler üniversite eleştirel düşünce

Yorum Yazın