Prof.Dr. Serdar Epözdemir
Prof.Dr. Serdar Epözdemir

AFFETMEK ŞART MI?

Yayınlanma: 31 Mart 2026

“Bir asfaltı her gün sulasan da sana çiçek veremez; çünkü asfaltın doğasında güzellik yoktur.”
Affetmek… Modern dünyanın en popüler, en çok alkışlanan ama belki de en az sorgulanan kavramlarından biri. Kişisel gelişim kitaplarından dini öğretilere, sosyal medya paylaşımlarından terapi odalarına kadar her yerde aynı cümle yankılanıyor: “Affetmek özgürleştirir.”
Peki gerçekten öyle mi?


Yüzyıllardır birçok inanç sistemi affetmenin yüceliğini anlatır. Sevmenin, hoşgörünün, kin tutmamayı öğrenmenin insanı daha iyi bir varlık haline getirdiği söylenir. Bu öğretilerin amacı açıktır: İçsel huzuru sağlamak ve toplumsal barışı mümkün kılmak. Nitekim insan ilişkilerinde affetmek, kimi zaman çatışmaları yumuşatır, kırgınlıkları onarır ve yeniden bağ kurmanın önünü açar.
Psikoloji de bu fikre tamamen karşı değildir. Öfke ve nefretin sürekli taşınmasının birey üzerinde yıpratıcı etkileri olduğu bilinir. Affetmek, bazı durumlarda bu yükü hafifletebilir, kişinin duygusal dengesini yeniden kurmasına yardımcı olabilir. Bu yüzden terapi süreçlerinde affetme, zaman zaman bir araç olarak önerilir.
Ama burada kritik bir soru var:

Her şey affedilmeli mi?

İşte bu noktada mesele karmaşıklaşıyor.
Affetmek, giderek bir erdem olmaktan çıkıp bir zorunluluğa dönüşüyor. Sanki affetmeyen insan eksik, olgunlaşmamış ya da “iyileşememiş” sayılıyor. Oysa hayat, bu kadar steril değil. İhanetler, istismarlar, ihmal edilmiş çocukluklar, kırılmış güvenler… Bunların her biri “affet ve geç” denilecek kadar hafif değil.
Hatta bazı durumlarda affetme çağrısı, tehlikeli bir yere evriliyor. Tacizcisini affetmesi beklenen bir mağdur, katilini bağışlaması telkin edilen bir yakın… Bu noktada affetmek, iyileştirici olmaktan çıkıp adeta bir baskı aracına dönüşüyor. Fail görünmez oluyor, mağdur ise bir kez daha yük taşımak zorunda bırakılıyor.
Sosyal medya ise bu süreci hızlandırıyor. Ezberlenmiş cümleler, süslü mottolar, “yüklerinden kurtul” çağrıları… Ama kimse şu soruyu sormuyor:

Ya o yük sana ait değilse?

Affedemediğimiz insanlar var hayatımızda. Bizi yarı yolda bırakan dostlar, sevgisini esirgeyen ebeveynler, hakkımızı yiyen akrabalar, güvenimizi kıran eşler… Ve daha ağırları: sınır ihlalleri, istismarlar, geri dönüşü olmayan kayıplar.
Bu yaralarla yaşarken affetmek her zaman bir çözüm değildir. Bazen insanı özgürleştiren şey, affetmek değil; netleşmektir.
Sınır koymaktır.
Mesafe almaktır.
Gerekirse yüzleşmek ve mücadele etmektir.

Çünkü bazı insanlar değişmez. Bazı ilişkiler onarılmaz. Ve bazı yaralar, affedilerek değil; kabul edilerek taşınır.
Belki de asıl mesele affetmek ya da affetmemek değil.
Asıl mesele, yaşadığımız şeyin üzerimizde kurduğu hakimiyeti kırabilmek.

İnsan affetmeden de iyileşebilir.
Unutmadan da yoluna devam edebilir.

Hatta bazı durumlarda affetmemek, insanın kendine duyduğu saygının bir parçası olabilir.

Çocukken anne babamızı koşulsuz severiz. Büyüdükçe onları anlamaya, sonra yargılamaya başlarız. Ve çoğu zaman… affedemeyiz. Bu, insan olmanın bir parçasıdır. Her duyguyu sterilize etmeye çalışmak, gerçeği inkâr etmektir.
Sonuçta belki de en dürüst cümle şudur:

Affetmek zorunda değiliz. Ama yaşadıklarımızın esiri olarak kalmak zorunda da değiliz.

Bazen en sağlıklı cümle şudur:
“Seni affetmiyorum. Ama artık hayatımı da senin etrafında kurmuyorum.”

Ve belki de gerçek özgürlük tam olarak burada başlar.

                                                                                                    

Yorumlar

  • Mujgan kılınc

    muhteşem bir yazı, hep duşunmusumdur neden affedeyim, saçma gelir, dersini alıp acını çekip degneyecegini anlamak için bir süreç geçer ve bakarsınız eski önemi yok, olsaydı hayatınızda olurdu hala zaten ve yok sayarsınız olur biter
  • Mujgan kılınc

    muhteşem bir yazı, hep duşunmusumdur neden affedeyim, saçma gelir, dersini alıp acını çekip degneyecegini anlamak için bir süreç geçer ve bakarsınız eski önemi yok, olsaydı hayatınızda olurdu hala zaten ve yok sayarsınız olur biter

Yorum Yazın