Siyasette bazen iktidar, kendi gücünü artırmak yerine rakibinin gücünü azaltmaya yönelir. Çünkü kendi tabanını genişletmek zorlaştığında, karşı tarafın desteğini zayıflatmak daha kolay bir strateji olarak görülebilir. Bugün Türkiye siyasetinde tartışılması gereken önemli başlıklardan biri de budur.
AKP liderliği, partisinin toplumsal desteğini yeniden büyütmekte zorlandığı dönemlerde, siyasi rakiplerinin güvenilirliğini tartışmaya açan, muhalefetin kendi içinde ayrışmasını büyüten ve seçmenin siyasete olan güvenini azaltabilecek söylemlere ağırlık veriyor.
Bu yaklaşımın temelinde basit bir siyasi hesap var:
“Ben güçlenemiyorsam, rakibim de güçlenmesin.”
Ancak mesele yalnızca siyasi partiler arasındaki rekabetten ibaret değil. Asıl hedef, seçmenin davranış biçimini değiştirmek olabilir.
Çünkü sandıkta yalnızca “kime oy vereceğim?” sorusu belirleyici değildir. En az bunun kadar önemli olan başka bir soru daha vardır:
“Oy vermeye değer mi?”
İşte siyasette apolitikleştirme dediğimiz süreç tam da burada başlar.
Seçmen, bütün siyasi aktörlere aynı mesafede durmaya başladığında, “Hepsi aynı” düşüncesine kapıldığında veya “Benim oyum hiçbir şeyi değiştirmez” noktasına geldiğinde, sandığa gitme motivasyonu azalabilir.
Özellikle muhalif seçmenin önemli bir bölümünün siyasetten uzaklaştırılması, herhangi bir partinin doğrudan oy kazanmasından daha kolay bir sonuç yaratabilir.
MUHALEFETİ PARÇALAMA STRATEJİSİ
Muhalefetin en büyük avantajı geniş bir toplumsal kesimi bir araya getirebilmesidir.
Farklı siyasi görüşlere, yaşam tarzlarına, ekonomik beklentilere ve toplumsal kimliklere sahip insanlar aynı demokratik hedef etrafında buluşabildiğinde iktidar açısından güçlü bir rakip ortaya çıkar.
Bu nedenle muhalefetin kendi içerisindeki çatışmalarının büyütülmesi, parti içi tartışmaların sürekli gündemde tutulması ve seçmende “muhalefet de çözüm değil” algısının oluşturulması önemli bir siyasi araç haline gelebilir.
Büyük bir siyasi blok, küçük parçalara ayrıldığında matematik değişir.
Bir bütün olarak yüzde 40'lık bir seçmen kitlesi siyasi açıdan güçlüdür.
Ancak aynı kitle birbirine güvenmeyen, birbirini suçlayan ve farklı yönlere savrulan küçük gruplara ayrıldığında ortaya bambaşka bir tablo çıkar.
Bu nedenle mesele sadece muhalefetin oy oranı değildir.
Mesele, muhalefetin birlikte hareket edebilme kapasitesidir.
GÜVEN KAYBINI YÖNETMEK
Siyasetin en önemli sermayesi güvendir.
Bir parti kendi seçmeninin güvenini kaybetmeye başladığında, rakibinin güven kaybetmesi o parti açısından önemli bir avantaj sağlayabilir.
Seçmen “Bu partiye güvenmiyorum ama diğerine de güvenmiyorum” noktasına getirildiğinde siyasi rekabetin niteliği değişir.
Artık yarış, “Kim daha iyi?” üzerinden değil,
“Kimden daha az zarar gelir?”
üzerinden yürümeye başlar.
Bu ise demokratik siyasetin kalitesini aşağıya çeker.
Çünkü seçmen umudunu kaybettiğinde siyasetten uzaklaşır. Siyasetten uzaklaşan seçmen ise değişimin en önemli demokratik aracını kullanmaktan vazgeçebilir.
FAKAT SANDIK HER ŞEYİ DEĞİŞTİREBİLİR
Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir gerçek var.
Seçmen, siyasette sanıldığından çok daha bağımsız bir aktördür.
Siyasi mühendislik hesapları yapılabilir.
Algılar yönetilmeye çalışılabilir.
Partiler birbirine düşürülebilir.
Sosyal medya üzerinden tartışmalar büyütülebilir.
Muhalefetin içerisindeki çatışmalar sürekli gündemde tutulabilir.
Fakat bütün bu hesapların gerçek karşılığı sandıkta ortaya çıkar.
Çünkü seçmen kabine girdiğinde karşısında propaganda değil, kendi hayatını bulur.
Geçim sıkıntısını, işsizliği, adalete olan güvenini, eğitim sistemini, emekliliğini, gençlerin geleceğini, özgürlüklerini ve ülkenin yarınlarına ilişkin beklentilerini düşünür.
Dolayısıyla siyasi aktörlerin hesaplarıyla seçmenin sandık başındaki hesabı her zaman aynı olmayabilir.
EN BÜYÜK TEHLİKE: SİYASETTEN UMUDUN KESİLMESİ
Demokrasiler açısından asıl tehlike, bir partinin diğerini yenmesi değildir.
Asıl tehlike, vatandaşın “Hiçbir şey değişmez” düşüncesine sürüklenmesidir.
Çünkü demokratik sistemin temel gücü, vatandaşın değişimin mümkün olduğuna inanmasıdır.
Muhalif seçmeni küçük parçalara bölmek, farklı siyasi aktörleri birbirine düşürmek veya toplumda bütün siyaset kurumuna karşı güvensizlik oluşturmak kısa vadede siyasi avantaj sağlayabilir.
Ama uzun vadede bunun bedelini yalnızca muhalefet değil, bütün demokrasi öder.
SON SÖZ: KARARI SEÇMEN VERECEK
Bugün yapılan siyasi hesapların, kurulan stratejilerin ve yürütülen algı çalışmalarının ne kadar başarılı olduğunu bugünden kesin olarak söylemek mümkün değil.
Bir siyasi stratejinin başarılı olup olmadığını televizyon ekranları, sosyal medya tartışmaları veya siyasi polemikler değil, sandık belirler.
AKP kendi gücünü artırmak yerine rakibinin gücünü azaltmaya mı çalışıyor?
Muhalefetin parçalanması seçmeni siyasetten uzaklaştıracak mı?
Muhalif seçmen sandığa gitmekten vaz mı geçecek?
Yoksa tam tersine, yaşanan gelişmeler seçmeni daha fazla siyasete ve sandığa mı yöneltecek?
Bütün bu soruların cevabı seçim günü ortaya çıkacak.
Şimdilik görünen şudur:
Siyasette rakibini zayıflatarak güç kazanmak mümkün olabilir. Ancak seçmenin iradesini sonsuza kadar yönlendirmek mümkün değildir.
Çünkü sandık geldiğinde bütün siyasi hesapların üzerinde tek bir güç vardır:
Bu #Halk
Bu #Ülke' yi
#Yeni
den #Yönetecektir
#Yeniden #Atatürk #Cumhuriyeti
Yorum Yazın