Hüseyin Okumuş
Hüseyin Okumuş

SİYASİ AHLAKSIZLIK HALKIN OYUNU KİŞİSEL TAPU SANANLAR

Yayınlanma: 09 Mayıs 2026
Demokrasinin özü halktır. Sandık, sadece bir seçim aracı değil; toplumun iradesinin, umudunun ve güveninin teslim edildiği kutsal bir emanettir. Ancak ne yazık ki son yıllarda siyasette en büyük çürüme, tam da bu emanete yönelik anlayışta yaşanıyor.
Bir siyasi parti çatısı altında halkın karşısına çıkıp oy isteyen, o partinin ilkeleriyle seçilen bazı isimler; daha sonra aldıkları oyu kendi şahsi mülkü gibi görüp başka partilere geçebiliyor. Daha da vahimi, bazı siyasi partiler de halkın başka bir partiye verdiği emaneti hiçe sayarak bu transferleri “başarı” olarak pazarlayabiliyor.
Oysa burada sorgulanması gereken yalnızca giden kişi değildir. Aynı zamanda onu transfer eden anlayıştır.
Çünkü seçmen, çoğu zaman sadece bir kişiye değil; bir siyasi çizgiye, bir dünya görüşüne, bir parti programına oy verir. Seçim sonrası ortaya çıkan bu “siyasi göçebelik”, halkın tercihine karşı yapılmış açık bir saygısızlıktır.
Bugün siyasette yaşanan en büyük ahlaki sorunlardan biri de budur:
Halkın iradesini kişisel kariyer basamağına dönüştürmek.
Siyaset, ilke işi olmaktan çıkıp makam ve hesap işi haline geldiğinde güven duygusu yıkılır. İnsanlar sandığa küser, demokrasi yara alır. Çünkü vatandaş şunu düşünmeye başlar:
“Benim verdiğim oy gerçekten benim istediğim yerde mi duruyor?”
Parti değiştirmek elbette demokratik bir haktır. Kimse düşüncelerini değiştirdiği için suçlanamaz. Ancak bunun da siyasi bir ahlakı, vicdani bir sınırı vardır. Eğer seçildiğiniz çizgiyi artık temsil etmiyorsanız, yapılması gereken en doğru davranış; o makamı halka geri teslim edip yeniden milletin huzuruna çıkmaktır.
Asıl erdem budur.
Aksi halde ortaya çıkan tablo şudur:
Halkın verdiği yetkiyi, halktan habersiz biçimde başka siyasi hesaplara taşımak.
Bu durum yalnızca bireysel bir etik sorunu değildir. Aynı zamanda siyasi partilerin de samimiyet testidir. Dün ağır sözlerle eleştirdiği isimleri bugün rozet takarak “kazanç” diye sunan anlayışlar, topluma ilkesizlik mesajı verir. Siyaseti değerler üzerinden değil, sayı hesabı üzerinden okuyan bu yaklaşım; kısa vadede kazanç gibi görünse de uzun vadede toplumsal güveni tüketir.
Çünkü demokrasi sadece sandık kazanmak değildir.
Demokrasi, halkın verdiği emanete sadık kalabilmektir.
Siyasette gerçek büyüklük; transferlerle çoğalmak değil, halka güven verecek bir duruş sergileyebilmektir. Bugün toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur:
İlkeli siyaset, tutarlı duruş ve halkın iradesine duyulan gerçek saygı.
Unutulmamalıdır ki;
Halkın oyunu şahsi tapu gibi görenler de, o emaneti siyasi fırsata dönüştürenler de aynı ahlaki sorgulamanın içindedir. 

Yorum Yazın