CHP Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin emekli aylıkları hakkındaki düzenlemeye ilişkin açıklamalarına yanıt verdi. Özel, Bahçeli’ye "Açık net söylüyorum. Buyursun değerli büyüğümüz, emeklilere bir büyüklük yapsın, iki elimizle birden destek verelim Devlet bey. Emekli bu kadar perişan durumdayken siz de bir yandan buna sefalet ücreti derken efendim CHP bilmem ne ben yokum. Önergeyi sen ver, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz" dedi.
6 Şubat depreminden etkilenen bölgelerin henüz toparlanmadığını kaydeden Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın partisine "deprem turisti" demesini eleştirerek “Adıyaman gibi yerde CHP'nin yüzde 50'den fazla oyla belediye başkanı seçilmesi deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi?” diye sordu.
17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın İstanbul Güngören’de öldürülmesine de değinan Özel, “Kendisiyle konuştum; üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzi davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik” ifadelerini kullandı.
Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin de değerlendirmede bulunan Özel, “Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz” sözlerini kaydederek şöyle devam etti:
“Bugün iktidar medyası ve beslenen besili trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan, onurlarıyla oynayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz. Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Yeniden 'Kürt eşittir terörist' diye bir denklem oluşturmaya çalışanlara; aklınızı başınıza alın, Türkiye'deki Kürt kardeşlerimizi de Suriye'deki akrabalarını da incitmeyin diyoruz.”
“Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye'nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz” diyen Özel, “Gün 'elim güçlendi, elin güçlendi' kolaycılığına kaçmadan, terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür” sözlerini kaydetti.
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
Meclis Genel Kurulu kapalı olduğu her dakika, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbette, emekliler için adalet nöbetindeler.
Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında bir 6 Şubat - 7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız, ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapma, Nisan ayı için planladığımız bir durumdu.
Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri söylemedikleri, yaptıkları yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Ve Hatay’ın değerli 3 milletvekilimiz, il örgütümüz Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler.
Dedik hava soğuk, dediler olsun. Yağmur varmış, dediler olsun. Mutlaka Genel Başkanımızı, doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingde olması lazım. Biz de kalktık geçtiğimiz Cumartesi günü Hatay’a gittik.
Özetle durum şu; Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş, tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş, kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın, bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu.
"Öyle bir dil tutturuyor ki kendileri dışında kimse deprem bölgesine gitmemiş"
Deprem haftasında gidip de Hatay'da insanların içinde olmak yerine, deprem haftasına özel bir program yapmış, deprem gününe... Ve Hatay'a önceden gidip, işte en çok Hataylıları isyan ettiren, çevre illerden oraya insanları getirip, devlet memurlarını zorlayıp ve bir şekilde orada meydana, aylar yıllar sonra söylüyoruz, meydana çıkıp, dronlar uçurup, drondan bakıyorsun bina bitmiş, dron aşağı iniyor bir bakıyorsun branda gerilmiş. Ve yapılanları taş üstüne taş koyanları takdir etmek lazım ama öyle bir dil tutturuyor ki; kendileri her şeyi tam yapmış, kendileri dışında kimse de deprem bölgesine gitmemiş.
"İsyanın en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu"
Hatta utanmadan, sıkılmadan, açık açık şunları söyledi. Dedi ki: "Muhalefet enkazda yoktu, inşa aşamasında yoktu, taş üstüne taş koymadılar, deprem turisti olarak geldiler ve bir gittiler, Hatay'a, deprem bölgesine uğramadılar." İsyanın en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu.
Deprem günü Sayın İsmail Küçükkaya'nın Halk TV'de konuğu olacağım. Malatya, şimdiki Malatya il başkanımızın telefonuyla uyandım. Uyandırabildiğim herkesi uyandırıp programı iptal edip Ankara'ya doğru yola çıktım. Cumhuriyet Halk Partisi grubunun, grup başkanvekillerimizle, Engin Altay, Engin Özkoç ile birlikte; "Ne yapalım? Ankara'da bir koordinasyon toplantısı yapalım ama gruba zaman kaybettirmeyelim" dedik. Hepsinin cep telefonunda hala durur, merak eden basın mensubu sorsun arkadaşlara göstersin geçen dönem milletvekilleri. Sabah 09.21'de tüm milletvekilleri bulabildikleri ilk vasıtayla deprem bölgesine intikal etsinler. Açık havaalanı Adana havaalanıdır, havayolunu tercih edecekler Adana havalimanına gitsinler. Adana örgütüne, Adana'ya inen milletvekillerini onar onar grupladık. Her inen milletvekilinin hangi ile yollanacağı belli ve 10 ile inen milletvekillerini dağıtmaya başladık.
Pazartesi günü bölgenin milletvekilleri dışında, öğle saatlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bölgeye intikal etmeye başladılar. Salı günü öğlen, 123 milletvekiliyle eş zamanlı değerlendirme toplantısı yaptık biz orada. Eş zamanlı... Yani herkes bulunduğu bölgedeki 8-9-10 arkadaşıyla telefon imkanıyla, online görüntü imkanı olanlar onunla değerlendirme ve koordinasyon toplantısı yaptık.
45 gün bu kardeşiniz ve 3 grup başkanvekili bölgede koordinasyon yaptı. Rotasyonlu olarak bütün iller bizler tarafından dönüşüldü. Her ilin sabit milletvekilleri o ilde Cumhuriyet Halk Partisi'nin gayretini, emeğini, hüznünü ve oraya yapacağı katkıların karınca kararınca koordinasyonunu gerçekleştirdiler.
"Deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi?"
Boşuna mı? Ya şöyle bir düşünün; Adıyaman Belediye Başkanı, o dönemin Adıyaman'daki tek CHP milletvekili. Aday belirlemek için ekip yolladık, "Adıyaman kararını vermiş" dediler. Türkçe, Kürtçe bağırıyorlar "Abdurrahman, Abdurrahman" diye. Adıyaman gibi yerde CHP'nin yüzde 50'den fazla oyla belediye başkanı seçilmesi deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi?
Malatya'da 10 ay önce yüzde 19 oy almışken, liste başı milletvekili Veli Ağbaba iken, 10 ay sonra yapılan ankette, hata sanıp anketi yenileyip, seçimde Veli Ağbaba'nın yüzde 38 oy alması depreme turist gibi gidip, bir bakıp ayrılmasıyla mı olur? Bütün Türkiye'den koordine edilen yardımları kendi elleriyle bizzat dağıtımına eşlik etmesiyle mi olur?
"Bölgeye selam vermediler diyen Erdoğan'a söylüyorum"
Bakmayın Hatay'da bizim hatamızdan, çeşitli yamukluklardan, seçim gününde yapılan rezilliklerden 2500 oy farkla kıl payı kaybetmişiz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin, utanmadan sıkılmadan konuşanlara söylüyorum; Cumhuriyet Halk Partisi... Biz bunu başka zamanda çıkıp da öyle teker teker üstümüze düştü yaptık... Toplamda diyor ya "Bölgeye selam vermediler" diyen Erdoğan'a söylüyorum. Erdoğan'ın ona oy veren seçmenlerine, buna tanıklık eden deprem bölgesindeki namuslu, onurlu, vicdanlı, haysiyetli insanlara söylüyorum:
“9.600 araç, 28.500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik biz. 7.200 tır, 4 uçak, 6 gemi; gıdadan, sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı soba, 50 bin çadır, 1.810 konteyner ulaştırdık bölgeye. Rakamlar, rakamlar AFAD'dan. Merak eden gider, AFAD koordine etti bunları. İlk günler dediler; "AFAD bilmeden yardım yapmayın, doğru bir koordinasyon kuralım."
Hatay için sorduğunuzda, Hatay özelinde: 4.065 araç, 14.063 personel, 3.246 tır, 85 mobil mutfak, 6 mobil fırın, 25 ikram aracı. İnanmayan gelsin, bir milletvekili versin, ben de vereyim Hatay milletvekilinin yanına. Örneğin 6 mobil fırın hangi mahalleye kuruldu gösterelim, ahaliye soralım var mıydı yok muydu? 20 bin çadır, 893 konteyner, 1.188 jeneratör, 897 mobil tuvalet duş.
Taş üstüne taş koymadılar, gelip selam vermediler. Bunu Türkiye'ye söylüyor, Cumhuriyet Halk Partisi'ni... Bunu Hatay'da söyleyince infial olması şundan; gördüğüne yalan atıldığı için, bildiği inkar edildiği için çıldırıyor Hatay, "bu kadar da olmaz" diye.
Bir taraftan depremin ilk 3 günü Cumhuriyet Halk Partililer depremde enkaz çıkarma sırasında yokmuş.
Yayla konağa gittim, Adıyaman Yayla Konağı. O 60 günün içinde bir gün. Dediler ki: "Sabahleyin 4.50'de Vahap Seçer'i aradık. Adana Zeydan Karalar'ı aradım" dedi başkan. Zeydan Bey demiş ki: "Adana da yıkıldı Vahap'ı ara." "Vahap'ı aradım, Vahap Seçer'i; 'anladım başkanım' dedi, kapattı" diyor. "Kapattı. Öğlen 11.00'de 15-16 kişilik arama kurtarma timi geldi, çadırını kurdu, saat 13.00'te arama kurtarmaya başladı Mersin Büyükşehir Belediyesi. Yayla Konakta kim çıktıysa onlar çıkardı" diyor.
Dön bak, şimdi deprem bölgesine giderken bütün arkadaşların elinde hangi belediyemiz nereye ne yapmış gideceğiz. Niye? Çünkü böyle genel başkanın, şöyle Hatay milletvekili var bir tane, siyasi hokkabaz. Adayı yolluyorlar; "röntgendeyim" diyor. Gittiği yerde varlığı yokluğu belli değil, görev... Demişler ki: "AK Parti'den birini yollayacağız hem adaya gidecek hem gittiğini inkar edecek. Bu hokkabazlığı yapabilecek bir kişi var, onu yolladılar." O diyor ki: "Özgür Bey" diyor "algı operasyonu yapmayın, Hatay'da hiç yoktunuz" diyor. Senin gibi gittiğin adaya devlet hastanesinde "röntgendeyim" diyen adam bu ahlakı gösterir.
"Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa 6 Şubat günü istiyorsa Hatay'ı birlikte dolaşalım"
O yüzden, o yüzden; bundan önce hiç şöyle bir niyetimiz yoktu. Bölgeye gidelim, yaptığımızı anlatalım. Ama madem yaptığımızı inkar ediyorlar, madem Hatay bu kadar isyan ediyor. Ben Hatay'a gidene kadar infialin bu boyutta olduğunu bilmiyordum. "Herkes yapmadıklarını yapmış gibi gösteriyorlar, sizin yaptığınızı inkar ediyorlar" diyor. Onun için Sayın Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa 6 Şubat günü istiyorsa Hatay'ı birlikte dolaşalım. "Ben varım" desin birlikte gidelim.
"Ne yaptığımızı anlatayım sen de milletin gözünün içine bak inkar et bakalım"
Sayın Erdoğan'a söylüyorum. Oradaki törene bir şey yok, ittifak ortağınla birlikte Osmaniye'deki töreni yap. Ardından gel birlikte gidelim, Hatay'ın sokaklarını gezelim. Ben sana Hatay'a ne yaptığımızı ya da diğer 10 ile ne yaptığımızı anlatayım, sen de milletin gözünün içine bak, inkar et bakalım. Var mısın? Var mı cesaretin?
"İktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir"
İktidar olmakla, iktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı her türlü eleştiriyi alabilir, her türlü icraatı yapabilir ama muhalefete karşı sahtekarlık yapamaz kardeşim, sahtekarlık yapamaz.
"Çok bilmiş danışmanların 'darbe korkusunu' yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı"
Ne diyorum? "Duymamam gerektiğini duyarsam duyman gerektiğini duyarsın kardeşim." Sen yalan attın burada. Şimdi sor bakalım deprem bölgesine; depremde vatandaşlar günlerce enkaz altında "sesimi duyan var mı" derken, tam donanımlı Türk ordusu 3 gün, 3 gün sahaya çıktı mı, çıkmadı mı? Ordu çıksın çağrıları sosyal medyada 3 gün yükseliyorken senin saraydaki çok bilmiş danışmanların sana; "orduyu dışarı çıkarmak kolay kışlaya çok geri sokmak zor" deyip o şartlarda bile "aman ha darbe marbe korkusunu" yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı?
"Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı"
Millet sokaktayken Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı? Sen 99 depreminde 3. gün, 3. gün Kocaeli'nde deprem çadırı sırası fotoğrafını gösterip, 99'dan sonra yapılan seçimlerde; "3 gün oldu millet çadır sırasındaydı" dedin de, Hatay'da, Kahramanmaraş'ta 33. gün... Bak 3 dedin ya rahmetlinin arkasından... 33. gün halen daha çadır sırası bekleyen var mıydı, yok muydu?
Vallahi arkadaşlar siz 'vardı' diyonuz ya; ben bunu Hatay'da söyledim, 10 bin kişi birden 'vardı' diye bağırdı. Adamların ondan içi yanıyor. Olanı biliyorlar, yalanı görüyorlar.
"Enkaz altındaki cep telefonuna IBAN attın mı atmadın mı para toplamak için"
Yardım bekleyen vatandaşa, enkaz altındaki cep telefonuna IBAN attın mı atmadın mı para toplamak için? Dünya kadar deprem vergisi topladın, oraları depreme hazır edemedin. Sonrasında dünya kadar yardım topladın, göçük altındaki depremzededen bile IBAN’la para istedin. Şimdi bunlar unutulmuş, beyefendi kendi çıkmış meydana; o süreç, o süreç, o şaşkınlık, üç gündeki o büyük kayıplardan mesul değilmiş gibi çıkmış 'Her şeyi ben yaptım, başka kimse bir şey yapmadı.' Böyle demese; büyük felaket, artısı var, eksisi var bilmem ne diyeceğiz. Ama...
Ha şunu da söyleyeyim; ben Hatay Samandağ’ındayım. Şahit, bir telefonla ulaşırsın. Uşak Belediyesi o gün AKP’de. Yanılmıyorsam da adı Ali Bey, Ali Başkan. Bir baktım çok güzel bir mutfak kurmuş Samandağ’da, canhıraş yemek dağıtıyorlar. Dedim ki 'Belediye başkanının telefonu kimde var?', bir sorumlularını çağırdılar, onda var. Aldım aradım. Hatta pardon, ben ilk önce aradım telefonu buldum, açmadı, tanımıyor numarayı. Arattırdım birinin telefonundan. 'Ali Bey' dedim, 'Ben Özgür Özel. Sizi tebrik ederim, Samandağ’dayım. Burada' dedim 'çok cansiperane çalışan arkadaşlar var. Şu kadar saattir uykusuzmuşlar. Onları tebrik ediyorum, sana da teşekkür ediyorum' dedim. Bizim siyasetimiz böyle siyaset. Öyle kötü günde AK Parti yapmış, MHP yapmış olur mu?
Ama diğer taraftan, ama diğer taraftan bakıyorsun; yapılanı inkar eden, kendi kusurunu örten bir anlayış. Gelelim o dönem, deprem arkasından seçim geliyor. Yok efendim demişler ki; 'Bunlar bu enkazın altında kalır.' Vallahi ben bir CHP’liden bunu duymadım. Demişiz ki; 'Bunlar bu evleri 10 yılda yapamaz.' Ben böyle bir şey de duymadım. Benim duyduğum bir şey var: 'Oyu verirseniz bu kardeşinize, bir yıl sonra geçersiniz evinize' dedi. Doğru mu değil mi?
"Güvenen 100 kişiden 97’si ya sokaktaydı, çadırda, ya konteynerde ya gurbette"
'Oyu verirseniz bu kardeşinize, bir yıl sonra geçersiniz evinize.' Bir yıl bitti. Teslim edilen konut, verilen sözün yüzde 2.7’siydi arkadaşlar. O kardeşine güvenen 100 kişiden 97’si ya sokaktaydı, çadırda, ya konteynerde ya gurbette. Bir yıl daha geçti üstünden, sözlerin yüzde 30’u tutuldu. O kardeşine güvenenlerin yüzde 70’i çadırda, konteynerde, gurbetteydi.
"Bir yılda yapacağım' dedin, 3 yıl oldu daha yüzde 70’ini anca yaptın"
Üç yıl geçti. 650 bin konut demişti, 455 bin verdim diyorlar. Ki Hatay’da onu da duydum ki anahtarı almış daha su basmanı yeni çıkmış. Yine de verilen rakamı doğru kabul edelim; verdikleri sözün yüzde 70’ini tuttular 3 yılın sonunda. Algı ne? 'Muhalefet yapamazsın' dedi, biz yaptık. Sen 'Bir yılda yapacağım' dedin, 3 yıl oldu daha yüzde 70’ini anca yaptın.
"Boş senede imza attırıyor musun, attırmıyor musun"
Diğer taraftan mücbir sebebi Van’da 6 yıl uyguladın, burada 3. yılda bitirdin verginin peşine koştun. Esnafa kredi veriyorsun faizle, SGK borcu yoktur, BAĞ-KUR borcu yoktur kağıdını istiyorsun bir de peşine. Bir de üstüne 'Evleri ben veririm, ben veririm', bak verdi evleri... Evleri verdi. Sordum o günden beri cevap bekliyorum. Murat Kurum, fıkra anlatsam virgülünü düzeltiyor. Tweet atıp 'Doğru söylemiyorlar' diyor, 'Noktalı virgül değil nokta olacak' diyor. Hadi Murat Kurum! Hadi açıklama bekliyoruz. Ev teslim edilirken 'Bankaya toplam nokta nokta TL', nokta nokta nokta TL de yazıyla, borçlandığının... Boş senede imza attırıyorsunuz anahtar vermeden. Bütün Hatay 'evet' dedi. Bütün bölge 'evet' diyor. Boş senede imza attırıyor musun, attırmıyor musun?
İkinci husus; buna esas cevap ver. Bunu herkes biliyor. Normalde Afet Kanunu gereği afet evlerinden faiz alınmaz. Dördüncü madde: Aktif faiz, vergi ve masraflar. 'Yüzde nokta nokta oranında faiz ödemeyi, bankaya olan borcun nokta nokta yıl vadeli olduğunu kabul ediyor, taksitlerini vadesiyle birlikte ödemeyi, faiziyle birlikte...' Burada, burada... TOKİ'nin yaptığı ev var. Başka şekilde yani, oradaki arsayı başka yere taşıyıp yaptıkları var. Farklı türden finansmanların uygulandıkları var, dükkanlar var. Bunu getiriyor, vatandaş diyor ki; 'Kanuna göre uyarıyor sivil toplum örgütleri, barolar, kanuna göre faiz olmaz.' Vatandaşa TOKİ ev yapmış, verecek. Avukat demiş ki: 'Buradaki faize tire çek.' 'Tire çektim' diye aldı, 'Hadi kardeşim git.' Ne oldu? Boş imzalamazsan veremiyoruz anahtarı.
"Hadsizsiniz"
Nokta nokta nokta yıl. Oraya kaç yıl olduğunu yazın; yazmazlar. Faizi yazın; yazmazlar. Sıfır yazalım; yazmazlar. Soruyoruz; faizin, faizin alınmayacağını inkar edin. Çünkü bu özel hukuk sözleşmesi yerine geçiyor. Bazı tür evlerde almayıp, farklı tür evlerde alacağınıza yönelik hukukçular uyarıyor. Buna tire çekene evini vermiyorsunuz, önünden çekiyorsunuz bunu. Ondan sonra çıkmış bize 'Efendim biz deprem bölgesinde şöyleyiz böyleyiz.' Siz deprem bölgesinde o gün yaptığınızla yetersiz, başkalarının yaptığıyla inkarcı, bu yaptığınızla da hadsizsiniz, hadsiz!
"Bütün AK Parti milletvekillerine söylüyorum... "
Sayın Erdoğan’a açıkça sesleniyorum. TOKİ konutları, rezerv alanlara yapılan konutlar, esnafın iş yerlerinden ne kadar ücret isteneceği ilan edin. Bu ödemelerin hiçbirine faiz ya da TÜFE artışı alınmayacağını açıklayın. Bu cümleyi Hatay’da kurdum, o günden bugüne büyük bir sessizlik var. Nerede ne söylesek bir ordu gibi -ki çok memnunum bundan- gidip bir miting yapıyorsun, 210 tane tweet atıyorlar. Atmayan 50 kişiyi de çaldırıyorlar 'Abi atmamışsın, İletişim Başkanlığı bize soruyor' diye. Bütün AK Parti milletvekillerine söylüyorum: Ne dediler bu sefer? 'Faiz işine girmeyin' mi? 'İletişim Başkanlığı bu konuya bulaşmayın' mı? 'Aman ha partiyi, devleti bağlayacak bir söz söylemeyin' mi? O yüzden kimin ne durumda olduğunu görüyoruz.
"Yarın Kartalkaya’da içimize düşen acının 1. yılı"
Maalesef tatsız bir konu, çok yakıcı bir konu daha. Yarın Kartalkaya’da içimize düşen acının 1. yılı dolacak. Kartalkaya’da 36’sı çocuk 78 kişi feci şekilde yanarak hayatını kaybetti. O günden bugüne hepimizin yüreği yanmaya devam ediyor ama hiç şüphesiz adalet bekleyen ailelerin yüreği yanıyor. Kayıplara bir kez daha Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyoruz. Tabii bu bir kaza değil, denetimsizlik ve ihmalin ağır bir sonucu. Giden canların hesabının sorulması, bir daha aynı acıların yaşanmaması için tam olarak adaletin tesis edilmesi gerekiyor.
"Ankara'dan telefonlar geldi"
Bir yıl boyunca bu konuda samimiyetle uğraştık, takip ettik, takip etmeye de devam ediyoruz. Ancak biliyorsunuz ki ilk önce mahkeme Bolu’dan, Bolu’yu bilen, işini bilen 7 bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyeti hazırladı. Bunlara 3 gün süre verdiler. Bilirkişi heyeti göreve başlarken fotoğraflarla başladı, tutanaklarla görev yaptı, en sonunda raporunu yazdı
Doğrudan, öyle olduğu gibi, kapısında bu kadar yazdığı gibi, kanunlarda fasikül fasikül yazdığı gibi sorumluluğun Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda olduğu yazıyordu. Bilirkişi raporunu teslim almadılar arkadaşlar. Ankara'dan telefonlar geldi. O raporu geri alın. Ee? Kültür Bakanlığı'nı çizin. Ee? Yerine Bolu Belediyesi yazın.
Bunun üzerine o 7 bilirkişi bunu yapamayacaklarını, kanunun açık olduğunu söyledi. Önce bilirkişiye korsan dediler. Daha sonra ilave atadık dediler. Sonra eski bilirkişinin raporunu görmezden gelip, Türkiye'nin çeşitli yerlerinden seçtikleri bir bilirkişiye yazdırdılar, oraya birtakım ilaveler çıkarmalar... Sonra da Kültür Bakanlığı'ndan, Kültür Bakanlığı Kültür Turizm Bakanlığı yetkililerine soruşturma iznini vermediler.
"Bu kişiler yargılanmaya başladılar"
Geçen gün diyor ki biri; 'Verildi'. Şöyle verildi arkadaşlar; Bakan vermedi, direndi. Mahkemeye gidildi. Mahkeme kararıyla bakanlığın soruşturma izni vermeme kararı İdare Mahkemesi'nde, Danıştay'da bozuldu; ondan sonra bu kişiler yargılanmaya başladılar.
"Ne yüce divan yolunu açıyorlar, ne görevden alıyorlar"
Peki kim korunuyor? Baş sorumlu korunuyor. Kim tarafından? En baş sorumlu tarafından. 'Benim ben' diyen kişi, o Kültür Turizm Bakanını atayan kişi, o mürekkebin sahibi, dolma kalemin sahibi, böyle etrafında dönen kamerayla böyle bakan atamalarını yapan kişi, sorumluluğu kendi de üstlenmiyor, o bakana hesap vermesini sağlayacak ne Yüce Divan yolunu açıyorlar, ne görevden alıyorlar.
Buradan açıkça söylüyoruz; Kartalkaya davasında son sorumlu yargılanıp cezasını alana kadar Kartalkaya davası Cumhuriyet Halk Partisi'nin onur davasıdır. Sonuna kadar takip edeceğiz.
"Motokuryeler çok büyük haksızlıklarla muhatap"
Geçmişte yaşanan acılardan bugüne döndüğümüzde, memleketin her köşesinde, toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Kar kış demeden çalışan moto kurye kardeşlerimiz var. Ve bu moto kuryeler herhalde, tabii pandemiyle birlikte 10 yıl sonra ulaşılacak rakamlara erken ulaşıldı. Ve uzaktan sipariş ve moto kurye ile ulaştırma işi Türkiye'deki işsizlik ortamında bir önemli istihdam alanına dönüştü.
Öyle ki, öyle bir memleketiz; Milli Eğitim Bakanlığı'nda çalışan öğretmenden çoğu üç harfli marketlerde çalışıyor. Her alandaki üniversite mezunu, bazen de üniversite öğrencisi okuyabilmek için, geçinebilmek için moto kuryelik yapıyorlar. Ve bu moto kuryeler çok büyük haksızlıklarla muhatap.
En başta; alıyor adamı çalıştırıyor. Performans kriteri koyuyor. Yapay zeka ile güzergah belirliyor. Günde 40 paketi ışık hızıyla teslim etmezsen şuradan keserim, buradan yaparım... Yani adeta onları bilgisayar desteğiyle ölüme yolluyorlar. Bazen onlara kızıyoruz trafikteki tehlikeli hareketlerinden dolayı ama bütün sistem algoritmalar.
"İnanılmaz bir emek sömürüsü ve güvencesizlik var"
Bir moto kuryenin yapabileceğinden iki kat, üç kat fazla iş istiyorlar. Sonra da şöyle diyorlar: 'Sen benim çalışanım değilsin ha. Sen esnafsın. Bağ-Kur'unu kendin ödeyeceksin.' Yani şimdiki deyimle SGK primini. 'Motorun bakımını sen yapacaksın, kaskını sen alacaksın. Kaza yaparsan mesul olan sensin. Hastaneye düşersen SGK baktırırsa olur gerisine ben karışmam. Sen esnaf kuryesin' diyor. Ve inanılmaz bir emek sömürüsü ve güvencesizlik var.
Bu arkadaşların önemli bir kısmı, bir şirket üzerinden uğradıkları haksızlık için eyleme gittiler 3 gündür, bugün eylemin 3. günündeler. Normalde bu eyleme sipariş vermeme desteği yapacaktık. Sonra bir hesap yaptık. Dedik ki; bu hizmet aksamazsa bu firma 3 günlük ciro kaybına razı olur. Moto kuryenin varlığının önemi görünsün diye, bir fikir de moto kuryelerin hakkını yiyenlere bir boykot yapalım diye var.
Şimdi moto kuryelerin 5 tane talebi var:
- Paket başına ödenen ücret şeffaf, öngörülebilir ve sabit bir yapıya kavuşturulsun.
- Teşvik sistemlerinin erişilebilir, adil ve objektif kriterleri olsun.
- Mesafe bazlı ücretlendirmeden, gerçek yakıt, bakım ve zaman maliyetleri dikkate alınarak yeni bir ücretlendirme sistemine geçilsin.
- Olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı olsun. Kar yağıyor, valilik yasaklıyor ya, moto kurye o gün para almıyor. Yani valiliğin yasağı moto kuryenin maaşından gidiyor.
- İş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulansın. Kurye temsilcilerinin çalışma koşullarını ilgilendiren karar alma süreçlerine doğrudan dahil edilsin. Yani kuryelerin seçtikleri temsilciler dahil edilsin.
O firmaya söylüyoruz; bu 3 gün boyunca boykot, bu 3 gün boyunca eylem yapıldı. Sonra bu taleplerle masaya oturulacak. Bu talepleri yerine getirirsen getirirsin. Getirmezsen, vallahi senin en kuvvetli müşterin bizleriz. Bizim sözümüze kıymet verenlerdir. Kafamızı bozma, senin karşında moto kuryenin arkasında dururuz. Net söylüyorum.
"O zaman biz gitmeyelim"
Olay nasıl gelişti? Emeklilere en düşük emekli maaşı 12 bin 500 lira olacak. Hiçbir emekliye seyyanen zam verilmediği, emeklilerin açlığa, sefalete sürüklendiği bir fiyat teklif ettiler.
Grup başkanvekillerimizle hızlı bir görüşmeden sonra, 'Peki' dedim, 'Ne yapıyor AK Parti?'. 'AK Parti' dediler, 'Ne yapıyor?'. 'Nereye gidiyor?'. 'Vallahi eve gidiyor'. 'Bir düzeltme yapmayacaklar mı?'. 'Yok yapmayacaklar'.
O zaman biz gitmeyelim, Meclis'te kalalım ve dikkatleri buraya çekelim dedik. Grup başkanvekillerimiz, grubumuz sağ olsunlar, büyük bir emekle, gayretle, dirayetle... Ayrıca meseleyi sadece eylemi yaparak değil, toplumsallaştırarak... Emekliler geldi, Meclis kulislerinde 300 emekli grubumuzun nöbetçilerini ziyaret etti. Bine yakın emekçiyle, emekliyle birlikte emekliler için onurlu yaşam toplantıları yapıldı. Oradan buraya yürüyüşler oldu. Türkiye'nin dört bir yanında yağmur altında, kar altında emekliler bu eyleme etkileşim verdiler, destek verdiler. Hep birlikte takip ettik.
"Biz azınlıktayız ama emekliler çoğunlukta"
Bu süreç zarfında çok umut verici bir gelişme oldu. Ve o gelişme şuydu; Sayın Devlet Bahçeli çıktı ve dedi ki: 'Emeklilere verilen bu ücret sefalet ücretidir'. Vallahi biz, 'Vooo bak Devlet Bahçeli sefalet ücreti dedi, işte koalisyon çatırdıyor, ittifak çöküyor' falan demedik. Dedik ki bu bir fırsat. Farklı görüşlerimiz olabilir ama ilk kez CHP, DEM, İYİ Parti ve MHP'nin milletvekillerini topladığımızda emekliler azınlıkta değil çoğunlukta. Biz azınlıktayız ama emekliler çoğunlukta. Herkes sözünü tutarsa dedik. Ve hem bütün gruplarla görüştük hem de bu konuda en, en yapıcı diyaloglarla emekliler için bu işi nasıl sağlarız onu konuştuk.
"Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz"
MHP'den de bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Yanıt Sayın Bahçeli'den bugün geldi. Efendim, en düşük emekli maaşı konusunda Cumhur İttifakı'nın içine nifak sokuyormuşum. Ne yapacakmış? Cumhuriyet Halk Partisi'nin iyileştirme önergesine oy vermeyecekmiş. Eyvallah. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. DEM iyileştirme önergesi verir, ona da oy veririz. İYİ Parti'nin önergesi olur, ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız, ona da oy veririz.
"Önergeyi sen ver biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz"
Açık net söylüyorum. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun! Değerli büyüğümüz emeklilere bir büyüklük yapsın, iki elimizle birden destek verelim Devlet Bey. Emekli bu kadar perişan durumdayken, siz de bir yandan buna sefalet ücreti derken, efendim 'CHP bilmem ne...'. Ben yokum. Önergeyi sen ver, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz.
"Kuryenin hakkını yiyen babamın oğlu olsa boykotu yer"
Sonra o geçen boykot gibi, bana; 'Aslında şu firmanın babası da CHP'liydi, bilmem kim milletvekilinin torunuydu eskiden, sen boykot ediyorsun ama...' Valla hiç gelmeyin. Moto kuryenin hakkını yiyen babamın oğlu olsa boykotu yer. Açık söylüyorum.
"AK Parti'nin bu sorunları çözecek artık becerisi de enerjisi de yok"
Gelelim haftanın en önemli gündemlerinden bir tanesine, belki en önemlisine. Toplumun her kesiminde ağır sorunlar var ancak AK Parti'nin bu sorunları çözecek artık becerisi de enerjisi de yok. Biz sorunları konuşmaya, çözüm üretmeye devam ediyoruz. Biraz önce söyledim; Cumhuriyet Halk Partisi'nin kıymetli grubu tam 13 gündür, 7 gün 24 saat bu yüce mecliste emekliler için nöbet tutuyor.
Efendim bizim kitaplar var. Çok iyi, neymiş kitap baktım; Ailelere Gelir Desteği ve Hilal Kart uygulaması. 2011'de Kemal Bey Aile Sigortası'nı deyiverince, MHP de onla uyumlu Hilal Kart demişti. Eyvallah. 2015'te biz Aile Sigortası'nı revize ettik, onlar Hilal Kart'ı revize ettiler. Bunun yanında beslenme, barınma, giyim konusunda kitaplarımız var diyor.
Evet, ne yapalım? O zaman şöyle yapalım. Hani motokuryeler her şeyi yapıyor ya; getir, verin sipariş. Devlet Bey getirsin aile destekleri, aile gelir desteğine oy verin arkadaşlar. Devlet Bey getirsin beslenme desteği, barınma desteği, giyim kuşam desteği çalışmalarını, oy verelim arkadaşlar.
"Toplayıcılık cilalı Taş Devri'nde bitti"
Diyor ki: "Ben ittifak ortağıyım, ee, iktidar ortağı değilim." Yani, yani şunu söylemek istiyor: "Ben AK Parti'nin yaptığı riskli işlerde, tepki çeken işlerde siyasi riskleri ittifak adına sigortalıyorum. Konuşuyorum ama oy vermiyorum. Sefalet devam ediyor, AK Parti'den dökülenler olursa onları toplamak için aşağıda bekliyorum." Böyle siyaset yok. Toplayıcılık Cilalı Taş Devri'nde bitti. Aslan gibi siyaset yapacağız burada. Koyacağız ortaya önergeyi; oy veren vermeyen belli olacak.
"Dağılan pazarlarda çürümüş sebze meyve kovalamak yakışıyor mu şanlı Türk milletine"
Devlet Bey, dinlersen çok iyi... Diyor ki; beslenme, barınma, giyim Türklerin diyor yüzyıllardır, bin yıllardır diyor en temel diyor gereksinimleridir diyor, Türklüğün gereğidir. Çok doğru. Çok doğru da Devlet Bey, Türklere, dağılan pazarlarda çürümüş sebze meyve kovalamak yakışıyor mu şanlı Türk milletine?
Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine 200 bin liralık otellerde sefalet çekmek? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine geçerken mandıranın önünden geçememek, kasaptan gizlenmek? Torunu karne getirince halının püskülünü saymak yakışıyor mu emekliye? Yakışıyor mu Türk milletine?
"Devlet bey siz burada bir büyüklük yapın CHP kayıtsız şartsız destek versin"
Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarına, Türkiye'de yaşayan kimseye bu sefalet ücreti yakışmıyor. Ne ağır laflar duydum, hepiniz şahitsiniz. Birine dönüp bir şey demedik. Büyüğümüzdür dedik, onu dedik, bunu dedik. Burada da şunu diyorum Devlet Bey'e: Devlet Bey, siz burada bir büyüklük yapın, Cumhuriyet Halk Partisi kayıtsız şartsız destek versin. Ama hem sefalet ücreti deyip hem AK Parti'ye kızanların oyu ittifakta kalsın, emekliyi ezen düzen devam etsin; bu kara düzeni değiştireceğiz Devlet Bey!
Bitiyor bu kara düzen. Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti'nin kara düzenine destek veren, AK Parti ile birlikte tarihin kara deliğine gider.
Devlet aklı ne diyor bu konuda bilmem, millet aklı bunu diyor; emekliye sahip çıkacağız.
"Başsavcı beyefendi 48 milyon TL'ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor"
Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyarı bulamıyorlar, 4 katını faize veriyorlar, fazlasını yandaş müteahhitlerin vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini yüzde 230 arttırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, canım infaz koruma memuru, üç kişiden birine bazı şehirde, çoğu şehirde beş kişiden birine lojman var. İki oda, iki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor cezaevi uzakta, 20-25 bin lira da kira veriyor. Ama Başsavcı beyefendi 48 milyon TL'ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 24 milyon liralık oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar.
"Evi camdan olan komşusunun küçücük camına taş atmayacak"
Şimdi millete bu AK Parti diyordu ki, bu AK Parti, bir buçuk yıl önce: "Kemer sıkacağız, kamuda kemer sıkacak. Ne yapacağız? Fazla arabalar belirlenecek, satılacak." O işten bir sonuç yok. Yeni araba alınmayacak; bir buçuk yılda 1500 yeni otomobil almışlar. Ayrıca, bir yandan bunların tasarruftan anladığı okuldaki öğretmenin kettle kullanmasını yasaklıyorlardı hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle ile su ısıtıp sabahleyin kendisine bir çay demlemesi yasak -kimbilir ne şartlarda fırladı geldi evden-, bir kahve yapması yasak, kettle elektrik yakıyor diye. Öbür taraftan 1500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar, ağzı olan ileri geri... yok İBB'de savurganlık, o bu... Bir de böyle birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar. Ya birazcık bak; evi camdan olan komşusunun küçücük camına taş atmayacak.
Cumhuriyet Halk Partisi de İBB'yi yönetiyor, siz de yönetiyorsunuz. Dünya kadar yalan icat ettiniz, birini ispat edemediniz.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni AK Parti yönetirken, devraldığımız gün itibariyle, İBB'den 827 tane araç dışarıya, İBB'nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara, kuruluşlara, kişilere tahsis edilmiş. Bunlardan birini seçin. Mesela ne yapmış olamazlar? Herhalde AK Parti İl Başkanlığı'na araba vermiş olamazlar değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın, elimde 59 tane aracın; plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum/kuruluş, tahsis süresi bitiş tarihi... Tamamı AK Parti İl Başkanlığı.
59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı'na. İBB'yi soruşturuyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı'na var mı böyle bir şey? Ayrıca, ayrıca dünya kadar -şimdi birazdan örneklerini göstereceğim- ilçe başkanlıklarına, gençlik kollarına... Burada grup başkanvekili hanımefendi grup başkanvekilliğinden alınıyor, ertesi gün araç tahsisi yapılıyor İBB'den.
"Majestelerinin hakimi"
Bir örnek göstereyim: Akın Gürlek. 37. Ağır Ceza Başkanı. Opel Insignia. 34 -o günkü plaka demeyesiniz terörle mücadele eden kişiyi hedef gösterdi, bugün yok öyle bir plaka- 34 NZ 2301. Akın Gürlek. Bakın, bir başsavcı olur, araba verirsin mesela, der ki "Ya adliyeye araba verir belediye." Başsavcıya da vermiş. Baktık, 40 tane Ağır Ceza Başkanı var, bir tek Akın Gürlek'e vermiş. O gün de. Ne yapacak? Çünkü Akın Gürlek "majestelerinin hakimi" ya o zaman 37. Ağır Ceza... Kim gelirse kafayı kesiyor ya; ne Kavala bıraktı, ne Selahattin Demirtaş, ne Canan Kaftancıoğlu, ne Grup Yorum... 14-15 tane. Önüne gelen her davada vurdu kafayı diye İBB'den altına araba çekmişler.
Bir araç teslim tutanağı... AK Parti İl Başkanlığına. Onlar uzun dönem şeyler. Bunlar hemen bir imzayla vermiş, karar da yok, onlarda karar var. Ne zaman için vermiş? Seçim süresince. Böyle rezillik olur mu?
Neydi? İstanbul'da bir ilçe belediye başkanı, daha belediyede görevli değilken ilçeye, seçim kampanyasına bir tane Peugeot Partner koymuş bir müteahhit, o kullanılmış. AK Parti övünüyor Manisa'da, Soma'daki madenden 20 otobüs geldi diye geçmişte, 5-6 yıl önce. Seçim süresince kullansın diye İBB'den araç veriyorlar. Ne diyordu Erdoğan 17-25'te? 'Devletin parası değilse ona rüşvet denmez arkadaş' diyor. Ona rüşvet denmez. Ben daha devletin parasına ilişkin bir kuruş duymadım İBB iddianamesinde. Hatta yakında duyacaksınız, bir kuruş olmadığı kanunen de ispatlandı. Seçim süresince devletin arabası AK Parti İl Başkanlığına veriliyor, dünya kadar araba.
"Utanmazlıkta sınır yok"
Bakın kardeşim utanmazlıkta sınır yok. Bakın, AK Parti İl Başkanlığının bu arabaları kimlere kullandırttığına dair döküm: AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı, Numan Kurtulmuş; Oktay Kaymak üzerinden tahsis yapılmış, Passat. Erkan Kandemir, çok konuşuyor ya, Opel Insignia. Vito, Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş. Insignia tekrar Numan Kurtulmuş. Bir Passat var, bir Insignia; birinde korumalar gitmiş, birinde şey. Numan Bey burada, 'Almadım Insignia' desin, 'Korumalarda Passat yoktu' desin ben Grup Başkanvekiliyken, Genel Başkan Yardımcısıyken.
Aşağı doğru gidiyor; Gençlik Kolları, Belma Satır burada, görevi bitmiş orada arabaya binmiş. Aşağı doğru hangisini isterseniz; Gençlik Kolları, Kadın Kolları... Mesela Kadın Kolları, Passat. Kadın Kolları, Şeyma Döğücü. Kadın Kolları, Murat Derkkesen üzerinden... AK Parti İl Başkanının özel kalemine Passat araba. Daha ne olacak?
Yani şunu söylüyorum, şunu söylüyorum: Böyle bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir tekini ispat edemedikleri iddialar bir yana, sadece ve sadece 827 tane aracı kendi siyasi çıkarları doğrultusunda bir yerlere vermişler. Ondan sonra tutmuşlar Cumhuriyet Halk Partisi'ne laf ediyorlar.
"7 milyon kumar bağımlısı var Türkiye'de"
Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığının yanında giderek yaygınlaşan, toplumu çürüten ağır sorunlarımız var. Uyuşturucu, kumar ve çocuklarımıza, çocuklarımızın hayatına kasteden, hepimizin hayatına kasteden suç çeteleri... Yeşilay'a göre, Yeşilay raporları var; 7 milyon kumar bağımlısı var Türkiye'de, 7 milyon! Uyuşturucu bağımlısı sayısından fazla.
2026 yılına gelirken ciddi bir anket firmasının anketi, bizde de var, isteyen basın mensubuna hemen atarız. Yeni yılda ne yapmaya karar verdiniz diyor yılbaşı gecesi. Yüzde 76'sı daha dikkatli harcama yapmaya demiş, belli ki borç içinde; bu tarafı da çok kritik. Yüzde 11'i kumardan, bahisten kurtulmaya karar vermiş. Yani 100 kişiden 11'i 'oynuyorum, kurtulamıyorum, niyetim var kurtulmaya' demiş. Bir de niyet etmeyenler, oynayanlar var. 7 milyon kumar bağımlısı var. Yuvalar dağılıyor, insanlar bu illet yüzünden canına kıyıyor.

Yorum Yazın