Siyaset

Faruk Menderes İmamoğlu’ndan siyaseti sarsacak çıkış

|
Faruk Menderes İmamoğlu, Türk siyasetindeki kirlenmeye ilişkin suskunluğu bozdu. İktidardan muhalefete hiçbir siyasi yapıyı ayrı tutmayan İmamoğlu; altın kaçakçılığı, Thodex, Ayhan Bora Kaplan ve insan kaçakçılığı iddialarını isim vererek gündeme taşıdı: “Türk milleti siyasi kurumlara ve parti yöneticilerine hiç güvenmiyor!”
Faruk Menderes İmamoğlu’ndan siyaseti sarsacak çıkış

Faruk Menderes İmamoğlu, katıldığı televizyon programında yalnızca karşıt siyasi partileri değil, kendi bulunduğu siyasi yapıyı da hedef alan dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Siyasetteki kadro tercihlerini, cevapsız bırakılan dosyaları ve halkçılık söylemi arkasındaki çıkar ilişkilerini eleştiren İmamoğlu, “Neyse doğru, nokta onu söylemek lazım” dedi.

Türkiye’de siyaset uzun süredir partiler arasındaki suçlamalar üzerinden konuşuluyor. Ancak konu siyasetçilerin kendi partilerine, kendi kadrolarına ve kendi siyasi mahallelerine geldiğinde aynı cesur çıkışları görmek pek mümkün olmuyor.

Faruk Menderes İmamoğlu ise katıldığı televizyon programında bu sessizliği bozdu. İktidarı da muhalefeti de eleştiren İmamoğlu, kendi bulunduğu siyasi yapıyı da tartışmanın dışında tutmadı.

İmamoğlu’nun açıklamalarını önemli kılan yalnızca kullandığı sert ifadeler değildi. Altın kaçakçılığından Thodex dosyasına, Ayhan Bora Kaplan davasından Meriç’teki insan kaçakçılığı iddialarına kadar siyasetin konuşmaktan kaçındığı başlıkları isim vererek gündeme taşıdı.

Faruk Menderes İmamoğlu’nun çıkışı, Türk siyasetinin görmezden gelinen en temel meselesini yeniden ortaya koydu: Siyasi partiler başkalarından hesap sorarken kendi içlerindeki iddialarla yüzleşebiliyor mu?

“Muhalefet yerle yeksan”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın siyasi hedefleri doğrultusunda yalnızca kendi partisini değil, Türkiye’deki bütün siyaset alanını yeniden şekillendirdiğini savunan İmamoğlu, muhalefetin yaşadığı dağınıklığın sorumluluğunun sadece iktidara yüklenemeyeceğini söyledi.

“Süreci nasıl yönetiyor? Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimi ve yapmayı hedeflediği anayasal değişiklikleri gerçekleştirmek adına siyaset sahasını hiç olmadığı kadar kendi lehine olacak şekilde dizayn etti. Muhalefet yerle yeksan... Bunun tek sorumlusu iktidar değil. İktidar zaten kendi geçmişine baktığında, hedeflerine ulaşmak yönünde projelerini her daim uyguladı. Geçmişte Devlet Bahçeli, Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş ve Yalçın Topçu ile yaşadıklarına rağmen bir şekilde herkesi kendi denkleminin içine katarak kendi lehine çalıştırdı.”

İmamoğlu’nun bu sözleri, iktidarın siyasi başarısından önce muhalefetin kendi başarısızlığıyla yüzleşmesi gerektiğine yönelik açık bir uyarı niteliği taşıdı.

CHP’deki değişime çok sert sözler

CHP’nin kendi siyasi kimliğinden ve sosyal demokrat tabanından uzaklaştırıldığını savunan İmamoğlu, parti içerisinde etkili hâle gelen bazı çevrelerin CHP’nin temel dokusuyla uyuşmadığını söyledi.

“Türkiye’nin meseleleriyle, içinden doğduğu sosyal demokrat düşüncelerle ve pratik yaşantılarıyla alakası olmayan, ne idüğü belirsiz bir grup; sözde demokratikleşme adına, geçmişin ANAP‘ından referanslı davranışları ve siyaset yapma biçimi ile CHP içerisinde etkin olmuştu. Zaten o dokuyu CHP’nin esasen dayanmış olduğu siyasi düşünceler ve zeminlerin kaldırmaması gerekiyordu, çatlayacaktı.”

Bu değerlendirmeyle İmamoğlu, CHP’de yaşanan krizin geçici bir yönetim tartışmasından ibaret olmadığını; partinin kimliği, kadroları ve siyaset yapma biçimi üzerinden büyüyen yapısal bir sorun olduğunu ileri sürdü.

Kendi partisini de ayrı tutmadı

Faruk Menderes İmamoğlu’nun açıklamalarındaki en dikkat çekici bölüm ise kendi bulunduğu siyasi yapıya yönelttiği eleştiriler oldu.

İmamoğlu, başka partiler hakkındaki iddiaları konuşurken kendi mahallesindeki dosyalara sessiz kalmanın dürüst bir siyasi tavır olmadığını belirtti. Siyaset ve hukuk alanında karşılığının açıklanmadığını söylediği olayları tek tek sıraladı.

“Ben Faruk Menderes İmamoğlu olarak, kendi bulunduğum parti dahil hiçbir siyasi yapının şablonuyla milletin meselelerine ilişkin değerlendirme yapmayı kendime zül hissediyorum. Neyse doğru, nokta onu söylemek lazım. Benim içinde bulunduğum yapının mensuplarının; üç tane vekilin altın kaçakçılığı ile ilgili durumu daha belli değil. Saffet Sancaklı‘nın oğlunun Thodex meselesiyle ilgili içine karıştığı olayda hukuki sürecin ne olduğu belli değil. Ayhan Bora Kaplan davasında ona sufle veren, katkı sağlayan İzzet Ulvi Yönter'in yaptıklarının içeride parti siyasetinde veya hukukta bir karşılığı var mı, belli değil. Meriç‘te PKK’lılarla beraber insan kaçakçılığı yapan MHP yöneticilerinin durumu belli değil! Ben bu kadar gerçekçi konuşurken, kendi bulundukları zemini de objektif değerlendirmeliler.”

İmamoğlu’nun dile getirdiği başlıklar sıradan siyasi eleştiriler değil. Bunların her biri açıklığa kavuşturulması gereken son derece ciddi iddialar içeriyor.

Burada asıl sorulması gereken soru ise açık: Başka siyasi partilere yöneltilen her iddiada hesap soranlar, kendi kadroları hakkında gündeme gelen olaylarda da aynı açıklıkla konuşabilecek mi?

“Şahıslarının temiz olması doğru kadro kurdukları anlamına gelmez”

İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’nin kişisel dürüstlükleriyle parti kadrolarının niteliğinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Kılıçdaroğlu’nun şahsı temiz bir adamdır, iyi bir adamdır. Devlet Bahçeli’nin şahsı da temiz bir adamdır. Şahıslarıyla ilgili ekonomik şaibeli, kirli bir ilişki duydunuz mu? Duyamayız. Ancak iyi niyetli insan yapısında olmak, doğru insanları seçerek doğru kadrolarla doğru iş yapabilme becerisinin olduğu anlamına gelmez. Bu ikisi çok farklı şeyler. CHP’nin yaşadığı da bu, MHP’nin yaşadığı da bu.”

Bu sözlerle İmamoğlu, siyasette sıkça yapılan bir yanlışa dikkat çekti. Bir genel başkanın kişisel hayatında şaibeden uzak olması, çevresindeki bütün kadroların doğru seçildiğini veya parti içindeki sorunların görmezden gelinebileceğini göstermiyor.

Halkçılık söylemine “ihale” tepkisi

Faruk Menderes İmamoğlu’nun hedefinde, halkçılık ve sosyal demokrasi söylemleriyle siyaset yaparken eleştirdikleri hayatın bütün imkânlarından yararlanan kadrolar da vardı.

“Halkın arasındaymış gibi davranıp, kapitalizme ve emperyalizme karşı olduğunu söyleyip, karşı oldukları o hayatı lüks içinde yaşayan kadrolar apaçık ortada. Hangi birini konuşalım? Her birinin değişik yerlerde ihalelerden aldıklarını hamuduyla götürmüşler... Öyle götürüyorlar ki, bari siz halkçısınız ya, sosyal demokratsınız ya, biraz daha ölçülü olun itiraz ettiklerinize karşı!”

İmamoğlu’nun bu çıkışı, siyasette söz ile hayat arasındaki büyük çelişkiye işaret etti. Halka yoksulluk, dayanışma ve eşitlik anlatanların kamu kaynaklarıyla, ihalelerle ve lüks hayatla kurdukları ilişkinin de sorgulanması gerektiğini ortaya koydu.

“Türk milleti hiç güvenmiyor”

İmamoğlu, siyaset kurumunun bugün karşı karşıya olduğu en büyük meselenin güven kaybı olduğunu belirtti. Mevcut partilerin kendi kadrolarını ve siyaset anlayışlarını değiştirmeden toplumun önüne yeni bir umut koyamayacağını savundu.

“CHP'nin bu süreçte kendisini revize ederek, geçmişteki gibi kirli becerisi olan insanları vekil veya yönetici yapmaması lazım. Türk milletine bunları yaşatmaya hakları yoktur. Ben anket sonuçlarının doğru olacağına inanıyorum. Sebep? Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar siyasi kurumlara ve parti yöneticilerine Türk milleti güvenmiyor, hiç güvenmiyor! Bu milletin tümünü harekete geçirecek bir yapı, bir onur oluşturacak bir hareketin olması halinde ancak denklem değişir. Bu şartlarda değişmez.”

Cesur Gazete’den açık çağrı

Faruk Menderes İmamoğlu’nun sözleri, bir partiye karşı başka bir partiyi savunan alışılmış siyasi açıklamalardan farklı bir yerde duruyor. İmamoğlu, iktidarın siyasi hamlelerini eleştirirken muhalefetin yanlışlarını örtmedi; muhalefeti eleştirirken de kendi bulunduğu siyasi yapıya dokunmaktan kaçınmadı.

Siyasette güven yeniden kurulacaksa bunun yolu yalnızca rakiplere hesap sormaktan geçmiyor. Her siyasi yapı önce kendi kadrolarına, kendi ilişkilerine ve kendi içinde cevapsız bırakılan iddialara bakmak zorunda.

Çünkü millet artık söz değil, açıklık istiyor. Slogan değil, hesap istiyor. Başkasına karşı cesur, kendisine karşı sessiz bir siyaset değil; doğruyu parti ayrımı gözetmeden söyleyebilen bir anlayış istiyor.

Şimdi Faruk Menderes İmamoğlu’nun isim vererek gündeme taşıdığı iddialara cevap verme sırası ilgili siyasetçilerde ve siyasi partilerde.

Haberde yer verilen iddia, suçlama ve değerlendirmeler Faruk Menderes İmamoğlu’nun televizyon programındaki açıklamalarıdır. Adı geçen kişi ve kurumların cevap ve düzeltme hakları saklıdır.

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.